Vandalsınız. İşiniz gücünüz yıkmak bu kentte. Utanmadınız, “yerine yenisi yapılacak” yalanıyla İşçi Müdürlüğü binasını yıktınız. Durmadınız, Kozlu’da kilise; Kılıç’ta, Üzülmez’de okul, Filyos’ta korunakları yıktınız. Hastane projesine koymayı unuttuğunuz otopark için yüzünüz kızarmadan, yanındaki okulu yıkmaya kalktınız. Limanda römorkörleri, Çaydamar’da kömür kuyusunu, Kandilli’de varageli yok edip; kok fabrikasının bacasını, Işıkveren’deki ilk santral binasını yıkıma terk ettiniz…
Haykırışlarımıza aldırmadınız lavuarı yıkıp, alanını, öküz ölüsü gibi bıraktınız kentin en ortalık yerinde. Sahilde “Kıyı düzenlemesi” diye kentle hiçbir kültürel ilişki kurmayan tuhaf proje uyguladınız, çirkinlik abidesi bir garabet çıkardınız ortaya. Düzenlemenin, limanın, kentin kurucu yapısı kimliğine vurgu yapacak şekilde yapılması gerekiyordu oysa. Binlerce kez uyarıldınız, tınmadınız. Hızınızı alamadınız, kentin en estetik yapısı Umum Müdürlük binasının korumasını kaldırdınız, yıkıma terk ettiniz sonra da...
YOK EDİCİ BİR CANAVARSINIZ
İçinizdeki şeytan rahat bırakmadı, Fevkani Köprüyü yıkıyorsunuz şimdi de. Kesintisiz tren, yaya ve araç akışını sağlayan benzersiz bir yapı aslında o köprü. Aklınızın almayacağı bir planlamanın ürünü ayrıca. Yalnızca kent değil tüm ülke için biriciklik özelliği taşıyor, bir eşi daha yok çünkü. Ne gam? Suçunuz çok. Seslerini susturdunuz bu kentin, renklerini soldurup kokularını yok ettiniz. Caddelerinden akasyalarını, çınarlarını söküp attınız acımasızca, yamaçları dahil her yanını sakil binalarla kapladınız...
Çevresinde madenler arayıp, cüruf tesisleri kurarak 4 bin küsur yaşındaki ağacın rahatını kaçırdınız Alaplı’da. Jandarma zoru ile göllerimizi kurutup, ormanlık alanlarımızı yok ettiniz. Verdiğiniz izinlerle kurulan termik santraller havamızı, suyumuzu, toprağımız kirleterek yaşam kalitemiz kadar sağlığımızı da yerle bir etti. Aldırmadınız. Bir ekolojik koridor olarak korunması gereken Filyos Vadisi’nin tarumar ediyorsunuz şimdi de. Bölgenin tek akarsuyu olan Filyos Irmağı’nı canlı yaşamaz hale getiriyorsunuz…
Hiç sıkılmanız olmadığı gibi, sırtınızı, ruhunu karanlıklara teslim etmiş kabalıklara yaslamanın sonsuz özgüveniyle pervanız da yok hiçbir şeyden. Hesap soran, “Neden hep yıkıcısınız” diyen olmayacağını sanıyorsunuz. Bunun rahatlığıyla saldırıyorsunuz tüm değerlerimize. Yok edici bir canavarsınız. Tarihi özelliği varmış, doğal alanmış, anıt niteliği, anı değeri taşıyormuş, umurunda değil hiçbirinizin. Adalet, hakkaniyet duygunuzu, vicdanınızı kaybettiğinizden beri her şeyi hak sayıyorsunuz kendinize…
TÜM CEHALETİNİZİN YANI SIRA HER BİRİNİZ KİBİR ABİDESİ BİR DE
Alınmanız şu kadar bile umurumda değil. Cahilsiniz. Evet, evet sözcüğün tam anlamıyla hem de. Uygarlıkla bağını ancak el yordamıyla kurabilen ümmiler bile fersah fersah ileride sizden. Dünyanın nereden gelip nereye gittiğinden bihabersiniz. Şuursuzsunuz. Dün, bugün, gelecek bilinciniz olmadığı için hayatı hep bugünden, egemeni olduğunuz zamandan ibaret sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz. 4,5 milyar yaşındaki dünyadaki egemenlik süreniz, kelebeğin ömrü kadar değil ne güzel ki…
Tüm cehaletinizin yanı sıra kibir abidesisiniz bir de. Kimsenin fikrine ihtiyaç duymamanız, hiçbir eleştiriyi dikkate almamanız, karşı fikirlere tahammül edememeniz tam da bu yüzden. Şu acılı kentin hangi süreçlerden geçip bugünlere geldiğini bilmediğiniz gibi saygınız da yok hiçbirine. Ülkenin sokakları en pis kentinde dolaşırken, karşılaştığınız görüntüler gözünüzü yormuyor. İnsani gelişiminiz yok, süflilik yaşam biçiminiz olmuş, estetik duygusu nedir bilmiyorsunuz. Kötüsünüz! Kötüsünüz! Kötüsünüz!


























Her bir cümlene katılıyor yürekli bir gazeteci olduğunuz için sizi tebrik ediyorum
Her bir cümlesinin altına imzamı atacağım son derece doğru serzenişte ve haykırışlar. Kalemine ,yüreğine sağlık sevgili Ahmet kardeşim.
Kaleminize sağlık.