Gençliğimin altın sesi Zeki Müren’in şair, bestekâr yanı gibi, desenleriyle birlikte kostümlerini de kendisinin tasarladığını biliyordum da ressam yanından hiç haberim yoktu. Eşsiz sesi, muhteşem yorumunun yanı sıra bizzat yaşamıyla tabular yıkan bir “avangart” olduğu için zaten kalbimdeki yeri ayrı olan sanat güneşinin resimlerini görünce kalbimdeki yeri daha başka oldu doğrusu…
Ne yalan söyleyeyim Paşa’nın Bodrum’daki müzesini gezinceye kadar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Fakültesi Süsleme Bölümü mezunu olduğundan da bihaberdim. “Ne önemi var?” demeyin. Ulaştığı estetik düzeyin nasıl sağlam bir altyapıya sahip olduğunu gösteriyordu o diploma. Hayata kimselerde olmayan bir duyarlılıklarla bakmasında üstün sanatçı ruhunun payı da çoktu elbette…
İÇİME BAŞKA RENK DÜŞÜREN BİR RESİM SERGİSİ
Açık söyleyeyim şimdilere göre son derece sade döşenmiş evde sanat güneşini tüm yönleriyle anlatacak zengin içerikli bir sergileme göremedim. İçindeki obje sayısı son derece az olduğu gibi başta gazete kupürleri olmak üzere basılı materyallerin birçoğunun fotokopi olması düşündürücü son derece. Doğal olarak hayatının çeşitli evrelerindeki Zeki Müren de yok müzede…
Ama duvarlarındaki çok sayıdaki tablo ilgi çekiciydi gerçekten. İki katlı müzenin duvarlarını süsleyen resimlere kimin olduğunu bilmeden bakmaya başladım önce. Birkaç tablo sonra Zeki Müren şarkıları eşliğinde her tablosu içime başka renk düşüren bir resim sergisini gezmeye başladım. Adlarını yazdığı el yazısından resimlerin ona ait olduğunu anlayınca başka bir faza geçip büyülü bir yolculuğa başladım…
GÖRÜNTÜ KADAR DÂHİYANE DÜŞÜNCELERİN ÜRÜNÜ
Hayran bırakıcı bir soyutlama yeteneğiyle yapılmış resimlerin anlam kapılarını altındaki isimlerin oluşturduğunu sezince izlemenin yanı sıra kem küm okumaya da başladım. O kapıdan geçip bazen renklerin, bazen de desenlerin oluşturduğu kompozisyonların özüne inmeye çalışırken büyük bir hayranlıkla fark ettim ki, görüntü kadar dâhiyane düşüncelerin de ürünüydü resmiler...
Müzeden şakın ayrılırken “Meğer neymiş Zeki Müren” dedim kendi kendime. 1950’li yıllardan itibaren alışılmış kalıpları zorlayan kostümü ve kadınsı görünümüyle halkın sevgisini kazanmış bir devdi o. Öldüğünde yüz binleri ağlattı ardından, Kültür Bakanlığı adına müze yaptı. Günümüzdeki tartışmaları anımsadım sonra da. Bugün yaşasaydı kim bilir neler söylenirdi. Ne hale geldi yahu bu ülke…

























