Safranbolu Öğlebeli köyünün 13 haneli bir köyüydü Karabük. 1937’de kömüre giden demiryolu kıyısından geçince kaderi değişti. Az sayıda yolcuya hizmet veren küçük bir istasyon kuruldu önce. Genç Türkiye Cumhuriyeti demir-çelik fabrikası için orayı seçince yolcu sayısı hızla artmaya başladı. Planlar yapıldı, temeller atıldı, betonlar döküldü, yapılar yükseldi. Tam 84 yıl önce Zonguldak’ın kömürü Divriği’nin madeniyle ile buluştu, adı artık Karabük’e çıkan o köyde düğün dernek kuruldu...
Önce bucak, sonra da Zonguldak’ın ilçesi haline dönüşen o köyle yalnızca tarihsel bağlar mı var aramızda? Hayır! Aynı coğrafyanın insanı olarak aynı kaderi de paylaşıyoruz ayrıca. Araç’ta doğan Soğanlı suyu, arta azala Karabük platosuna ulaşıyor. Kızara bozara ulaştığı Tefen’deki çatakta Devrek Çayı ile birleşip, Karadeniz’e, Filyos Irmağı olarak akıyor. Demem o ki, şimdi iki ayrı il olsak da, binlerce yıldır içtiğimiz su da bir Karabük’le, yunup arındığımız da…
DEMİR ÇELİK İÇİN “FABRİKA” DEMEK YETERDİ
Teyzemler yaşadığı için çocukken sık giderdik Karabük’e. En az 50 yıl öncesini bilirim. Siyasi dizilimi farklı olsa da aynı kültürel iklimi soluduğumuz Karabük, tıpkı Zonguldak gibi, küçük lojmanların yan yana dizildiği işçi mahallelerinin etrafında gelişen kenttir. O vakitler “şirket” dendi mi hemen EKİ gelirdi akla. Kardemir nedir bilmezdik, Demir Çelik için “Fabrika” demek yeterdi. Orada teknik ressam olarak çalışan eniştem, “Fabrikalar kuran fabrika” derdi bir de. Unutturulsa da orası da bir emek kentidir kesinlikle...
Ah, dağın taşın bile umuda kestiği altın günleri kentimin. Hiç unutamam, Zonguldakspor’un liglerde fırtına gibi estiği yıllarda trenler dolusu taraftar gelirdi Karabük’ten. Kalabalık, istasyondan stadyuma kadar coşku seli olup akarken kentte bambaşka hava eserdi. Ne olduysa oldu, mikro milliyetçilik devreye girdi, aynı taraftar grubu taşlayıp küfür etmeye başladı birbirine. Koskoca kentlerin koca koca yöneticileri, “Ayıptır yahu” demedi de, şuursuzca demeçlerle körük oldu ateşe. Vah ki ne vah…
VURAYIM KAFANIZA BİR ODUN
Malum, Erdoğan, genel seçim öncesi Kardemir’e de, TTK’ye de işçi alma sözü verdi. Bir taşla bin kuş vurmakta mahir AKP kurnazları, o seçimde rantını yediği sözü yerel seçimlerin de malzemesi yaptı, alım sürecini bugünlere uzattı. İlk cırlayan Karabük’ün ibişleri oldu. “Kardemir’e Karabüklüden başkası alınmasın” kampanyası başlatılınca, buranın hacıyatmazları durur mu, onlar da, “Madem öyle, TTK’ye de Yeniceli alınmasın” diye tutturdu. Hızını alamayan bazı aklıevveller, Bartın’ı da ekledi hatta…
Veyl! Ey ham ervah, yıldızınızı parlatma aracı olarak kullandığınız şovenizminiz batsın. Pırıl pırıl alın teri damlayan emeğin üç güzel kentini nasıl ayırırsınız birbirinden. Hangi akıl, hangi vicdan izin verir size. Daha dün Amasra’daki maden faciasında 42 kardeşimizi verdik toprağa. Ötekileri saymıyorum, yalnızca Yenice Tır köyündeki şehitlikte 93 Kozlu grizusunun 42 yanık bedeni yatıyor yan yana. Onlardan da mı utanmıyorsunuz? Çocukluğumun deyimiyle söyleyeyim: Vurayım kafanıza bir odun…


























Sayın Öztürk: Söylediğin gibi şovenizim en sevimsiz,en lanet tavır ve davranıştır. Ancak yeniceli vatandaşın babası, devrek'li ve Çaycuma'lının dedesi ile birlikte TTK'da çalışarak askerliklerini yaptılar.Burası Türkiye Taşkömürü, Zonguldak Taşkömürü değil. TTK'da çalışan memurların 0/0 60-70i Zonguldak dışından. Onlarda Zonguldak ve çevresinden olsun. Yenice'lileri TTK'ya almayalım deme hakkı kimseye verilemez. Hatta 100 kişi kontenjan yeterli değildir. Nüfusa göre diğer köylerin kontenjanı ne ise, o sayı verilmelidir.