Büyüklerimiz, hayattaki en büyük suç hırsızlıktır derdi, eski Türkiye de!...
Aynı zamanda, en büyük günahlardan biridir de derlerdi “hırsızlık” için…
Müslüman halkın önemsediği, hırsızlığın diğer eş bir tabiri de, “Kul hakkı yemekti” aslında…
Diğer suçlar ve günahlar, hırsızlığın (kul hakkı yemenin) türevleridir diye düşünüyorum….
Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış oluyorsun….
Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı, ailesinin bir evladını, amcasını ya da dayısını almış oluyorsun…
Yalan söylediğinde birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalıyorsun…
Hile yaptığın, birini aldattığın zaman, doğruluğu, haklılığı çalmış oluyorsun…
Diploma sahtekarlığı ile, okuyanların emeğini çalmış oluyorsun…
Kamudaki liyakatsız yapılan atamalarla, hak edenlerin alın terini çalıyorsun…
Örnekler çoğaltılabilir…
Hayatta, çalmaktan daha kötü bir şey yoktur...
Bir de, toplumunun kafası bu kadar karışık değildi, eski Türkiye de!...
Suç suçtu, Sevap sevaptı, Günah Günahtı…
Bugünlerdeki gibi “bir grup muhteremin, suç olduğunu bile bile, günah işleyerek sevap kazanması” kimsenin aklına gelmezdi…
En önemli iki yasak vardı...
Özellikle iki şey asla yenmezdi...
Domuz eti ve kul hakkı...
Domuz eti’nin “büyük günahlar” arasında adı geçmediği söylenirdi…
Kimliğimizle ilgili keskin bir sınır olarak görülürdü…
Ancak, açlıktan ölme tehlikesi söz konusu olursa izin verilebilir denirdi…
Fakat, hırsızlık, (Kul hakkı yemek) affedilmezdi…
Kul hakkı yiyenin bağışlanması için, önce zarar verdiğiniz kişinin size hakkını helal etmesi gerekirdi…
Helalleşme kavramının kaynağı burasıdır...
Aslında, “islam’ın özünün”, kul hakkı kavramı etrafında yorumlandığı söylenir…
Namaz, oruç gibi ibadetler elbette çok önemlidir ve inançlı olmanın başlıca kriteridir…
Ama inançlı olmak her şeyden önce kul hakkına riayet etmektir…
Bugün ise, toplumda, görüldüğü kadarıyla, domuz eti hassasiyeti devam ediyor…
Ama kul hakkı konusu artık eskisi kadar önemsenmiyor…
Son yıllarda, “kul hakkı’nın”, öneminden önce…
Mesela, kadın saçı, alkol, yaşam şekli, giyim tercihleri vb, daha önemli hale geldi...
Daha da vahimi, kul hakkının göz ardı edilmesinin, dini gerekçelere dayandırılması oldu...
Söz gelimi “Harp hiledir” şeklindeki şüpheli hadis rivayeti öne sürülerek…
Mesela rakip partinin logosuyla sahte afişler, taklit broşürler hazırlayıp dağıtmanın…
Montaj filmler göstermenin…
Yalan söylemenin veya diploma da neymiş diyebilmenin…
Liyakatsız, çapsız, sahte diplomalı ya da diplomasız bir dolu atanan muhteremin…
Haklılığı savunulur oldu…
Yani, hak eden insanların, hakları çalınarak, sevap kazandıklarını düşünebiliyorlar artık…
Bu anlayıştaki muhteremler için, devlet imkanlarını, partilerinin, propaganda çalışmalarında kullanmaları da, onlara göre sevap…
Oysa geleneksel anlayışta, bu tutumlar tamamen yanlış ve haksızlık dı bir zamanlar…
Meşhur rivayettir…;
Hz. Ömer bir gece devlet işleri üzerinde çalışırken yanına bir arkadaşı gelince odada yanan mumu söndürüp cebinden çıkardığı başka bir mumu yakmış…
Devletin işini yaparken devletin kendisine tahsis ettiği mum yanıyormuş…
Arkadaşıyla görüşürken yaktığı ise kendi parasıyla aldığı mummuş...
Bu da gerçekten yaşanmış bir olay olmayabilir…
Olmasa da, devlet görevlisine böyle bir hassasiyetin yakıştırılmış olması çok yerinde olmuş bence…
Bugünkü sorun, devlet görevlilerinden bu hassasiyeti beklenmiyor artık…
İktidar partisinin, yandaşlarının büyük çoğunluğu, onlar ne yaparsa yapsın, alkışlıyor hem de…!
Devletin imkanlarını kullanarak, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan kamu hazinesindeki parayı harcayarak siyasi tanıtım yapmak artık çok normal onlara göre…
Hırsızlık (kul hakkı yeme) konusundaki örnekleri, ille de siyaset alanından vermek zorunda değiliz...
Diploma sahtekarlığı ile, emek hırsızlığı yapmak…
Birilerinin, malına zarar vermek ya da çalmak…
Birilerini, yalan dolanla haksız duruma düşürmek…
Birilerine, haklı olsa bile iftira atmak...
Birilerine, zulüm etmek…
Rüşvet almak…
Birilerinin, canına zarar vermek…
Birilerinin, giydiği kıyafete, yaşam şekline karışıp laf etmek…
Tüm canlılara zarar vermek…
İşte bunlar, hırsızlığın ( kul hakkı yemenin) bazı örnekleridir…
Örnekler bitmez…
Zaten bu yazıya da sığmaz…
Ez cümle…
Ar damarı çatlamış bunların…
Tuz koktu artık…
Anayasayı tanımayan, hukuku yok sayan, liyakatı yok eden, bu düzene sessiz kalmamalıyız…!
Sahte diplomalarla, sahte yöneticilerle yönetilmeye karşı çıkmalıyız…!
Zulüm edenlerden daha kötüsü…
Zalimler “bizdendir” diye susanlardır…
Umarım, tüm kötülük ve hırsızlıklarınızın bedelini ödersiniz ölmeden…
Yok öyle, zalimlerle helalleşme…!!!
Vermelisiniz hesabını, hukuk önünde bu evrende…!!!
























MALUM KİŞİNİN DİPLOMASI YOK, DİĞERLERİNİN 5'ER 10'AR DİPLOMASI VAR. LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİM diyelim. İçimizi soğutalım.
Sevgili köşe yazarımız üç emirden en çok Kul hakkı üzerinde durmuş ya ilk emri OKU.."Ben okumam" dedi Cbşk ve " ünv mezununun kafası karışık olur en iyisi hiç okumayan"dedi yök prf.3.emir.Benim verdiğim canı ancak ben alırım.Birini Allahuekber diye kesen Müslümanlar ve Beylikdüzü belediye bşk.saglik durumu,ve daha niceleri..Ya bu emirleri çiğnemek yokmu?
Çok güzel olmuş yüregine sağlık millletvekili bile bu önemli bir olay değil başjka ülkelerde de bu gibi olaylar oluyor dedi utanmadan. Evet ar damarı çatlamış bu şahısların ????