Türkiye’de geçim krizi derinleşiyor…
Her 10 kişiden 8’i geçinemiyor…
ASAL Araştırma’nın 2025 anketine göre, halkın yüzde 82,4’ü geçim sıkıntısı yaşadığını belirtmiş...
Katılımcıların sadece yüzde 9,5’i ekonomik zorluk çekmediğini söylerken…
Yüzde 4,2’si kenara para ayırabildiğini ifade etmiş...
Emekli’nin, sabit gelirli’nin, hali ortada…
Durum böyleyken, geleceğimiz olan gençler’e bakalım…
Son yıllara kadar, neredeyse bütün genç kuşaklar, kendinden önceki kuşağa göre daha rahat yaşarlardı...
Şimdikigençler’in büyük bir çoğunluğu ise, bir önceki kuşaktan,kötü bile değil…
Daha berbat yaşam koşulları ile karşı karşıyalar…
Mutsuz, kızgın, umutsuz ve endişeli bir ruh haliyle bu durumun nedenlerini anlama çabası içinde hayatlarını sürdürüyorlar…
Bu da, birçok kötü alışkanlığı ve ruhsal bozuklukları beraberinde getiriyor…
Onlar geleceğimiz…
Okusunlar ya da okumasınlar, verdikleri emeğin değeri, diğer üretim faktörlerine göre çok daha değersiz hale getiriliyor…
Çoğu zaman öfkeliler vegelecek korkusu yaşıyorlar…
Bir çoğu yurtdışına gidiyor ya da gidebilmenin hayallerini kuruyor…
Çünkü, hayat maceralarını, ülkelerinde cesaretle yaşayabilecek güçleri kalmamış…
Burada kaldıklarında, kendilerini hiçbir işe yaramazmış gibi hissediyorlar…
Peki, ülkemizde ne oluyor da bu tablo ortaya çıkıyor…?
Şöyle bir araştırayım dedim…
Biliyorsunuz, tarihte birçok yönetim biçimi var…
Bunlardan biri de,
“Kakanomos ya da Kakistokrasi” dönemi diye adlandırılıyormuş…
“Nomos” yunanca kurucu ilke ya da genel ilke anlamına geliyor…
Bizdeki anlamı “namus” oluyor…
“Kaka” ise, bizde(insan dışkısı, pislik) anlamı ile kullanılır…
O zaman bizim dilimize uyarlarsak…
Özür dileyerek…
“Boktan Namus”diyebiliriz…!J
Tarih kitaplarında yazılana göre de…
Yönetenlerin kendi yasalarını yapmasına bu yasaları halkadayatmasına… “Kakanomos” demişler…
Türkçe karşılığını,“Namussuzların yönetimi” olarak çevirmişler…
Benim “Boktan Namus” biraz ayıp kaçtı tabii…
“Kakistokrasi” de, şöyle tanımlanmış…
“Bilgi, ehliyet, liyakat, ahlak, erdem gibi değerlerin hiç birisine sahip olmayan, niteliksiz,berbatinsanların, yönetime hâkim olduğu, berbat bir demokrasi uygulaması ve devlet yönetimi”…
Araştırdım…
Bu kelimelerin kullanımı, 17. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanıyormuş…
İngiliz yazar Thomas LovePeacock tarafından 1829'da kullanılmış…
21. yüzyılın başlarında da, dünyanın çeşitli demokrasilerinde ortaya çıkan popülist hükümetleri eleştirmek amacıyla, kullanımı yaygınlaşmış…
Anlayacağınız…
Boktan yasalar ve boktan yöneticilerin olduğu…
Evrensel hukuk kurallarının uygulanmadığı…
Adaletin olmadığı bir dönem tanımlanıyor…
Ahlaksızların, hırsızların, sahtekârların ve dolandırıcıların rejimi de diyebiliriz…
Yönetime hırsızlar, dolandırıcılar, namussuz insanlar getiriliyor…
Halk da menfaatleri için bu ahlaksızları seçiyor veya seçtiriyor...
Bu rejimde, ülke kaynakları, halk için değil, siyasetçiler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda belli bir azınlığa aktarılıyor...
Halk sadece karnını doyurmak, barınmak ve hayatta kalmak gibi temel ihtiyaçlarla meşgul ediliyor...
Düşünme, sorgulama ve hak arama gibi insani faaliyetler ikinci plana atılıyor...
Ekonomi politikalarındaki başarı, geniş kitlelerin refahının artması iken…
Kakanomos ya da Kakistokrasi’de, bunun tam tersi yaşanıyor...
Ülke ekonomisi büyüse bile bu büyümeden yalnızca belli bir azınlık faydalanıyor...
Geri kalan büyük kitle yerinde sayıyor, hatta geriye gidiyor…
Ekonomi ve istatistik kurumlarının, yanlış verilerle halkı yanıltması bu durumu pekiştiriyor...
Yöneticiler, halkın kaynaklarını vergilerle ve enflasyonist politikalarla eritiyor…
Zengin kesime paradan para kazanma fırsatı tanıyorlar…
Bu kişilere, halkın sağlığını, eğitimini ve geleceğini çalan “politik hırsızlar” diyebiliriz bence...
Yalan söylemekten ve karşılıksız vaatlerde bulunmaktan çekinmiyorlar...
Evini veya işyerini soyan adi hırsızlardan farkları…
Bunların, bizzat halk tarafından seçilmesi…
Tüm dünyada görülen bu durumdan,birçok ülke payını almış…
Bu nedenle, halkın bilinçli ve eğitimli olarak bu tür sistemlere ve siyasetçilere prim vermemesi gerekiyor...
İnsanlar eşini seçerken gösterdiği titizliği, yöneticilerini seçerken de göstermeli...
Hatır ve çıkarları için oy vermek yerine, ülke menfaatlerini gözeterek seçim yapmak temel ilke olmalı…
Bu da nasıl olur…?
Örgütlü toplum ve…
Siyasi görüşü ne olursa olsun, örgütlü birleşik mücadeleile olur…!
“1990-91 Zonguldak Büyük Madenci Grevi ve Yürüyüşü’nü” hatırlamanız yeterli…
“NOKTA”























