Bu köşede, “22 Mayıs 2025” tarihinde yayımlanan “68-78 Kuşağı.....” başlıklı yazımda, gericilerle ilgili, 40 yıl önce yaşadıklarımdan bildiğim bir gerçeği ifade etmiştim...
Şöyle yazmıştım;
“Gericiler de vardı, ama onlar faşistlerin kuyruğuna takılıp, iki yüzlü, riyakar, kim biraz güçlüyse onların tarafında olabilen, bazen bizimle bile ilişki kurmaya çalışan, kısaca alçak bir kitleydi…”
Uzun yıllardır tanıdığım bazı arkadaşlarım, üzülmüşler…
Aslında onlar gerici de, dinci de, yobaz da değiller…
Dindarlar…
Ama nedense kırılmışlar…!
Kimseyi, nasıl yaşadığına, inanıp, inanmadığına ilişkin, sorgulamam…
İnananlara da inanmayanlara da, ırk, dil, din, mezhep üzerinden hiç kimseye farklı davranmadığımı…
Yakın çevrem de çok iyi bilir…
Ancak kesin olan bir şey var ki, oda, gericilerden, dincilerden, yobazlardan, mümkün olduğunca uzak dururum…
Bu arada, aynı yazım için, o kuşağın temsilcisi olan büyüklerimden, yaşıtlarımdan, genç arkadaşlarımdan, güzel dönüşler aldım…
Şimdi bugün ben de kolaycılığa kaçıp, bir ilahiyatçının söylediklerini paylaşarak cevap vermek istiyorum…
Dindar insanla, dinci arasındaki farkı, çok güzel anlatmış…
Son cümlesiyle de, günümüzde yaşadığımız tüm olumsuzluklara noktayı koymuş…
İzin almadığım için, ismini veremiyorum…
Özelden ulaşanlara, verebilirim…
“Araştırmacı, şair, yazar, İlahiyatçı” diye tanımlamış kendisini…
“Din kültürünün tamamıyla Kur’an'dan ibaret olduğunu…
Kur'an dışında bir kaynağın bulunmadığını ve dolayısıyla hiçbir zaman Kur'an'la çelişen bir şey söylemiş olamayacağı temel kabulüyle…
Kaynağı ne olursa olsun, ancak Kur'an ile uyuşan hadislerin kabul edilebileceğini…
Bunun dışındaki bütün hadislerin reddedilmesi gerektiğini söylemiş...”
Kendi kurduğu ve “İslamî İlimler Akademisi” adını verdiği okulunda tefsir usulü dersler veriyor…
Bakın, ne söylüyor ilahiyatçı hoca…
“İşin içine gücün girdiği yerlerde…
Dinciler otomatikman güçten yana tavır alır…
Eline güç geçtiğinde de o gücü…
Kendisine ululuk yakıştırarak kullanır…
Karşısındakini sapkın, cehennemlik ve kafir ilan etmesi, buradan kaynaklanır…
Kendisi sanki, cennetlik, kurtulmuş, arınmış, pirüpak…
Her yeri dizayn etme meraklısıdır…
İçinde bir “diktatör” gezdirir…
Herkesi kendilerine benzettiklerinde, dünya, şu andaki coğrafyaları gibi olacak aslında…
Nasıl bir coğrafya olduğunu, anlatmama gerek var mı…?
Empati yapamazlar…
Kendileri melek ve uludurlar…
Onlardan olmayan, hatta dindarlarda dahil, neredeyse, herkes şeytandır…!
Aslında ötekini, farklı olanı tanımamışlardır…
İlişki geliştirmemişlerdir…
Farklı olanla alışveriş bile yapmamışlardır…
Farklı coğrafyalar görmemişlerdir...
Farklı halklar görmemişlerdir…
Arkadaş çevreleri, tıpkı bir “Klan” gibidir…
Yani bir “Ape sürüsü” gibi…
İbadethanelerde bile, kendilerini inançlı insanlardan üstün görürler…
Sürülerinin içinde kalmışlardır…
Onun içinde gelmişlerdir dünyaya…
Onun içinde de göçeceklerdir…
Kalelerini örmüşlerdir...
Duvarlarını dışarıya kapatmışlardır…
Büyük kaleye bir komutan seçmişler…
Sonra da, kendi seçtiklerine, ulu büyük reis yetkisi vermişlerdir…
Kendileri de, küçük evlerinin reisidirler…
Çocukları, eşleri, onların köleleri…
Onlar da, büyük kale komutanının köleleri…
Kalenin sınırları cennetin sınırları, onun dışındaki yerler cehennem…!
Başka kuş görmemişler…
Başka baş görmemişler…
Bir başka hukuk görmemişler…
Kendi dünyalarında tıkılıp kalmışlar…
Anlatabiliyor muyum…?!
Yani görmemişler efendim…
Ayrıca şunu da eklemiş…
“Bana düşman olanlar beni özgürleştirdi” diyalektiği ile…
Türkiye’de dinci mahalleye ama aynı zamanda o mahallede kendini tanımlamayanlara aynayım ben diyor…
Kamplaşma siyasetinin sonuçlarından biri olarak dinci mahalledeki ‘tekçi’ bakışın sığlığına vurgu yapıyor…
“Tarikatları, cemaatleri”, modern dünyanın kaleleri” olarak tanımlıyor…
İnsanın “kalelerden” kurtulması gerektiğini savunuyor…
“Kimsenin kimseyi dinlememe, herkesin herkese sağır olma halinin dinci kesimde daha ağır yaşandığını” ifade ediyor…
“Gücü kaptırmama bağımlılığının” dinci kesimde çok daha fazla olduğunu belirtiyor…
Bu son cümlesiyle de, günümüzde yaşadığımız tüm olumsuzluklara da noktayı koyuyor…
Ülkemizin de içinde olduğu, Ortadoğu coğrafyasına, yüzyıllardır demokrasinin neden gelemediğini…
Bu son yaşananları ve çürümüşlüğümüzü de…
Kısacık, tek bir cümleyle anlatıvermiş…
“Anlayana Sivrisinek Saz, Anlamayana Davul Zurna Az…!”






















