17 Mayıs 2010 da, Türkiye Taşkömürleri Kurumu’na (TTK) ait Karadon Maden Ocağı’nda,
-540 Kotunda Hizmet Alımı Suretiyle Yapı - Tek Firması tarafından yapılmakta olan “Karadon Kuyusu Akrosaj İrtibat ve Su Kuyusu Yapım İşi Sırasında”, takriben Saat 13.10 sıralarında patlama meydana geldi…
Zonguldak Şubemiz bir saat içinde Karadondaydı…
Biz de, Maden Mühendisleri Odası Merkezi olarak dört/beş saat içinde Karadondaydık…
Sonucunu biliyorsunuz…Kurtarılamadılar…!!
Hayatlarını kaybeden maden emekçilerini bir kez daha saygıyla anıyorum…
Faciadan 1 gün sonraydı, 18 Mayıs öğlene doğru, kurtarma çalışmaları devam ederken, telefonum çaldı…
Arayan kişi, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşme yapmak istediğini iletti…
4 gün sonra yapılacak genel kurulda, Genel Başkan seçilmesi hemen hemen kesinleşen, Sayın Kılıçdaroğlu…
Faciaya ilişkin üzüntülerini bildirdikten sonra, Ankaraya döndüğümüzde ki her kazadan sonra tüm detayları ve gerçekleriyle kamuoyuyla paylaştığımız raporun tarafına da iletilmesini ve bizlerle görüşmek istediğini bildirdi…
Çok şaşırmıştık…
Bugüne kadar, CHP Genel Başkanlarından hiçbiri böyle bir talepte bulunmamıştı…
Nezaket ziyaretlerimiz olmuştu elbette…
Rapor hazır olduğunda, bizde çağrısına uyduk…
İlk kez, bir ana muhalefet liderinin, yaklaşımından dolayı ileriki süreçler için umutlanmıştık…
Sonrası mı…?
Hepsi orada son buldu…
Herhalde partiyi, sadece kendilerinin olduğunu zanneden, halktan uzak, etrafını kuşatmış, o dönemdeki bazı milletvekilleri ve partinin bazı kurmayları tarafından, ikna edildi ki, bir daha hiçbir faciada, “Soma dahil”…!! Aranmadık…!!
19 Marttan itibaren, halkla, toplumsal muhalefetle ortak hareket eden bir Genel Başkan var partinin başında şimdi…
Daha bir umutla bakıyoruz ileriye…
Bu girizgah sonrası, en son söyleyeceğimi, en başta söyleyerek başlamak istiyorum yazıma…
Sayın Kılıçdaroğlu, tarih sizi affedecek mi acaba…?
O günlerde, Çok anlayamıyorduk belki…
Şu soruların cevabını hep merak etmişimdir…!
Adamın ve etrafının, içinde oldukları tüm pis ilişkilerden haberiniz var mıydı…?
Yoksa değirmenlerine su taşımakla mı meşguldünüz…?
Acaba sizi kullanıyorlar mıydı…?
Kaset olayıyla koltuğundan indirilen Genel Başkan, partiyi neredeyse 50 yıl kendi geleceği için kullanmıştı…
İktidar olmayı hiç düşünmedi…
Aldığı görev, partiyi küçültmekti herhalde…
Döneminde, parti ortadan kalkmadı ama…
Halktan uzaklaştı…
Seçim bölgelerinde de, çoğunlukla, ekonomik gücü olan elit arkadaşlar vekil oluyordu…
Elbette az sayıda da olsa, nitelikli ama sesini çıkaramayan, çok değerli vekiller de vardı…
Bu arada, ülke genelindeki parti örgütü ise, tüm gayretleri ve masumiyetleriyle çalışmaya devam ediyorlardı…
Ama onun önceliği, sadece kendi koltuğuydu ve herkes onun hizmetkarıydı…
Siz de onun sağ koluydunuz…
Onu, bir kaset olayıyla indirdiler…
Çünkü görevini tamamlamıştı artık…İkinci bölüm ona göre değildi...
Yeni dönemde, daha kullanışlı, partiyi sağa çekecek biri olmalıydı…
Adam, Baykalın buna uymayabileceğini düşündü…
O aday da, sizdiniz diye düşünüyorum…!
Göreviniz, partiyi, sağa çekerek, adamın önünü daha da fazla açmak mıydı yoksa…?
Sayeniz de adam hiç kaybetmedi…Siz ise hiç kazanamadınız...!
Emperyalistlerin planları, Baykal ve sizin sayeniz de işlemeye devam ediyordu…
Baykal partiyi küçültmüştü, siz de partiyi sağa çekmeye başlamıştınız…
Baykaldan, bayrağı devir aldığınızdan bir iki yıl sonra iyice kontrolden çıktınız…
Adamın eski suç ortaklarını, hatta Sivasta aydınları yakanları bile meclise soktunuz…
Ekmeleddin’i bile aday gösterip, halktan oy istediniz…
Adamın, tekrar aday olması anayasaya uygun değildi aslında…
Mağdur edildi demesinler diye “ses çıkarmadık” dediniz…
Bu nasıl bir ifadedir yaa…!!
Ve adam yine kazandı…
Mitinglerde ülkücü işareti bile yapmaya başladınız…
Dokunulmazlıkların kaldırılması, adamın, Parlementoyu esir alma hamlesiydi...
İnsan haklarına ve hukuka aykırı ama, şimdi destek olmasak,
bize terörist derler diye “destek olduk” dediniz…
2.5 milyon mühürsüz oyların iptali için…
Anayasa mahkemesine gitmeye hazırlanan, milletvekillerini partiden atmakla tehdit ettiniz...
Sayeniz de adam yine kazandı…
Size yapılan linç girişimi, bir saray operasyonuydu diye düşünüyorum…
Partinin başkanlığında kalmanız için yazılmış bir tiyatroydu sanki…
Billerek yada bilmeyerek yediniz…
Sayeniz de, adam yine kazandı...
Size rakip olduğunu düşündüğünüz, Muharrem İnce den kurtulmak için…,
Onu kasıtlı olarak, Cumhurbaşkanı adayı ilan edip, Sonra çekiliverdiniz…
Çok akıllıca bir hamleydi bence…
Ve planınız çok güzel işledi…Onun da hataları var dı ama, Muharrem İnce ortada kaldı…
Adam ise yine sarayda kaldı…!
17-25 Aralık…Dünyanın en büyük hırsızlık operasyonuna, sonradan, meğerse bu Feto operasyonuymuş diyerek… Adam’ı bir kez daha düştüğü bataklıktan kurtardınız…
Adam, Türkiye’nin başına bir ahtapot gibi çöktü…
Yine, adam’ın, ben onların devamıyım dediği, Laik Cumhuriyetin iki büyük düşmanından, Turgut Özal’a…
Benim idolüm dediniz… Mezarını ziyaret edip helallik istediniz…
Sonra, bir diğeri, Menderes’in mezarına gidip dua ettiniz ve ondan da helallik istediniz…
İnsaf yahu…! Gerçekten İnsaf yahu…!
Partinizden, altılı masadan, seçmenlerinizden gizli gizli, Ümit Özdağ ile protokol imzaladınız…
Yok öyle bir şey dediniz…O da çıktı, imzaladığınız kâğıdı, Kamuoyuna açıkladı…
Dahası, sizin aday olmanızı desteklemesi karşılığında…
İçişleri Bakanlığını, Milli Eğitim Bakanlığını ve MİT müsteşarlığı sözünü verip imzalamışsınız…
Birisi çıksın bu kadar da olamaz desin… Ama oldu…
Muharrem İnce’ye oy veren 240 delegeyi görevden aldınız…
Oda yetmedi gençlik kollarını üzerime alıyorum dediniz…
Adamın casusu olan kadını, danışman yapıp, maaş ödediğiniz ortaya çıktı…
Üstelik bunu partinizden gizleyerek yaptığınız da ortaya çıktı…
Bunlar dedikodu falan değil... Hepimizin önünde yaşandı…
Devlet Bahçeli, Adam’ın karşısına, Kemal bey aday olmalı dedi…
Siz bunu da yediniz…
Adamın, satılık kalemlere…
“Ne yapıp edip karşıma Kılıçlaroğlu’nun çıkmasını sağlayın “ dediği ortaya çıktı…
Siz bunu da duymazdan geldiniz…!
Amerika’da bir hafta, neden ortadan kaybolduğunuz soruldu…
Cevap veremediniz…
İstanbul’da İmamoğlu miting yaparken, Almanya ya gideceğiniz tuttu…
Orada da, bir süre ortadan neden kaybolduğunuz sorulunca, yine cevap veremediniz…
Parti de Tuncay Özkan sorunu yaşandı…
Parti meclisi, biz bu karanlık adamı istemiyoruz deyip, kapının önüne koydu…
Genel Başkanlık yetkinizi kullanarak onu yanıma alıyorum dediniz…
Herkes şaşırdı... Nasıl olur demeyin arkadaşlar…Oldu işte…!!
Oysa o koruduğunuz kişi derin devletin önemli bir ismiydi…
Bahçeli’nin danışmanı Eski Mit Müsteşarı Şevket Atasagun’un kankasıydı…
Hatta sonradan da iş ortağı olduğu anlaşıldı…
Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde, kendi adaylığınızı dayattınız…
Yazarların, gazetecilerin, kamuoyu araştırma kuruluşlarının…
Aday olmamanız için adeta yalvarmalarını hiç takmadınız…
Altılı masaya ve bütün Türkiye ye yalan söylediniz…
Kandırdınız hepimizi. Oysa defalarca parti meclisinde…
Size Kemal sözü bu masadan kimse aday olmayacak diye…
Söylemenize rağmen sözünüzde durmadınız…
Yalan söylediniz hepimize…
Adam yine kazandı…
Benim de aday olduğum 2023 seçimlerinde, tüm aday adaylarını bölge bölge mülakatlara aldınız…
Aslında kötü bir uygulama değildi...Yazılı özgeçmişimiz dışında, kendimizi ifade etmemiz sağlanmıştı…
Mülakatları Genel Başkan Yardımcıları yapıyordu…
Ancak Genel Başkan Yardımcılarını da aldattığınız ortaya çıktı…
Parti meclisin de, mülakatlar üzerinden (Zonguldakta 35 aday adayı vardı. Herkes heyecanla parti meclisi sonuçlarını bekliyordu)
Adaylar belli olacaktı…Gecenin bir yarısı, Genel Başkan Yardımcılarını ve parti meclisini de yok sayarak, bireysel yürüttüğünüz gizli pazarlıklar sonucu, Zonguldağı da hiç bilmediğiniz anlaşıldı…
3 Sıraya Deva partisinden birini koydunuz…
İlk tanıştığımızda, “Zonguldağı yapay zekadan öğrenip geldim” dedi, inanırmısınız…?!
Hançeri, Zonguldağımın göğsüne sapladınız…
Şahsi bir menfaat gibi algılanmasın ama parti meclisinden de onay alındığı takdirde 3 sırada olduğum, 48 saat önce şahsıma bildirilmişti, Ancak parti meclisinin onayını beklemem söylenmişti…
Aday olabilen beş kişiden biri olmayı, hak ederim veya etmem, sonuçta, benim de umutlarımı söndürdünüz…
Ancak Lise, fakülte ve iş yaşamım dahil, neredeyse 40 yıldan fazla, örgütlü mücadelenin içinde olduğumdan dolayı…
Sıralamam son sıra olsa da, terbiyem ve geleneklerim gereği, kurtuluşun ve kuruluşun partisinden, aday olmanın gururuyla, bölgemde seçim çalışmalarına elimden geldiğince katkı verdim…
O süreçte, öncelikle, Gençlik kollarına, Kadın kollarına ve parti üyelerine teşekkür ediyorum…
Ancak sizin aday olmanızdan ötürü, kaybedilmesi imkansız bir seçim ne yazık ki, elimizden kayıp gitti…
Siz olmasaydınız, Türkiye bugün çok başka olacaktı…
O gün Türkiye’nin kaderi değişti…
Kaybedeceğinizi bile bile aday oldunuz…
Şimdilerde, Sayın Özgür Özel halkla birleşti. Partiyi sizin düşürdüğünüz çukurdan çıkardı…
Salon partisi olmaktan kurtardı…
Ne istiyorsunuz hala…?
Kongre sonucuna saygı duymadan ve rakibinizi tebrik etmeden, salonu terkettiniz…
Sayın Özgür Özel öncülüğünde, düzenlenen mitinglerde…
Bütün eski genel başkanlar, parti otobüsünün üstünde yer aldı. destek oldu…
Siz hariç…Evet…Siz hariç…
Beş büyük şehirde, daireler kiralamışsınız deniyor…!!
Hangi amaçla…? Bunları kim finansa ediyor diye soruldu size…
Cevap vermediniz…
Çok iyi biliyorsunuz ki, Adam, partiyi esir almak istiyor…
Belediyelere bir bir el koyuyor…Muhalif kim varsa zindanlara attırıyor…
Parti Kongresini şaibeli ilan edip, mahkeme kararıyla sizi koltuğa döndürmeye çalışıyor...
Çünkü siz olmadan seçim kazanamayacağını biliyor…
Böyle bir ihanet daha önce hiç görüldü mü…? Bilmiyorum…
Benzeri yok sanki…
Üstelik belge ve kayıta da gerek yok…Her şey önümüzde yaşandı…
Bunlar sadece bir kısmı…Hepsini sayfalar almaz…
Ve siz tüm bunlardan hiçbir zaman utanmadınız…!
























Son 15 yılın özeti, Elinize sağlık.