Belediye başkanlarının da arasında olduğu 48 kişinin tutuklanmasıyla birlikte Saray rejimi yeni bir eşiği aştı.
Hedefi kurumsallaşma olan rejime karşı ise halk bir kez daha sokaklara döküldü.
Yurttaşlar Saray’a meydan okuyor.
Siyaset Bilimciler, “Yaşananlar, Cumhur İttifakı’nın barışçıl yollarla iktidarı bırakmayacağının ilanı” dedi.
Toplumun birleşik muhalefet çabaları ve büyüyen mücadelesinin ise ülkedeki değiştirici güç olacağına vurgu yapıldı.
Gençlerin, kadınların, emeklilerin, işçilerin; toplumun tüm kesiminin düşman ilan edildiği, emek meslek odalarının, sendikaların işlevsizleştirilmeye çalışıldığı, gazetecilerin tutuklandığı, Saray’a karşı itiraz eden tüm yurttaşların gözaltına alınıp, tutuklandığı koşullarda iktidar bloku, halkın iradesine yeni bir darbe indirdi.
Memleketin dört bir köşesinde rejime karşı hareket eden milyonlar, ne olursa olsun mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini de ortaya koyuyor.
Tutuklama kararının ardından da sokaklara dökülen ve CHP’nin ön seçim sandıklarına destek veren yurttaşlar, rejime karşı birleşerek mücadele etmenin de önemini ortaya çıkardı.
Cumhuriyet değerlerine düşman rejim, kendine yeni bir ülke yaratmaya çalışıyor.
Kimilerine göre sadece bir devlet, kimilerine göre ise hem bir devlet hem de bir hükümet biçimi olan cumhuriyet yönetimi, temsil sistemine dayanır.
Halk bu yönetimde ne kadar yer alır ve halkın iradesi seçimler yoluyla iktidara ne kadar yansırsa, cumhuriyet de o kadar demokratikleşir.
19 Mart’ta mevcut iktidar, seçimler yoluyla iktidar değişimini reddettiğini gösteren ilk adımı atarak İstanbul’da soruşturmalar başlatmıştı.
Sonuçta, en güçlü cumhurbaşkanı adayını tutuklayarak açıkça barışçıl yollarla iktidarı bırakmayacağını ilan etti.
Ülkede otokrasinin yükseliş döneminde değil, düşüş dönemindeyiz. Cumhur İttifakı ölmektedir. Yeni ittifak arayışları sallantıdadır. Anayasa can sıkmaktadır. Ama daha önemlisi, korku duvarları aşılmış; ulusal çapta bir direniş başlamıştır.
19 Mart’tan bugüne Cumhuriyet’i ve eşitliği savunmak için kentlerde ve yerellerde milyonlarca insan meşru direnme hakkını kullanıyor…
Yıllardır asgari ücrete mecbur bırakılan, gelecekleri ellerinden alınan, yoksullaşan ve sesi kısılan gençler, öğrenciler, orta sınıf ve emekçiler, bir arada “halkı” yeniden görünür hale getirdiler.
Mesele, sadece ana muhalefet partisinin meselesi değildir.
Mesele, seçme ve seçilme hakkına sahip vatandaşlığın ve Cumhuriyet’in savunulması meselesidir…
Ancak büyük burjuvazi, halka bu direnişinde destek vermedi. Tam tersine ücretlerin baskılanması, vergi muafiyetleri ve değersiz Türk Lirası ile iktidara göbeğinden bağlı olan holdingler tüm bu sürece gözlerini kapadı.
Yandaş işçi konfederasyonları da başlarını kuma gömdü. Dahası, başta Avrupa Birliği olmak üzere liberal Batı’dan ses çıkmadı. Avrupa, Türkiye’nin demokratik güçlerinin üzerini bir kalemde çizdi; onu Ortadoğu’nun çamuruna itti.
Velhasıl, Cumhuriyetin askıya alınması ulusal ve uluslararası sermayenin sessiz desteği ile oldu.
Bugün Cumhuriyet; bugün eşitlik ve özgürlük talebi orta sınıf ve emekçilerin oluşturduğu halkın talebidir.
Askıya alınan Cumhuriyet yeniden yürürlüğe konulacaksa, bu halkın sadece ve sadece kendi gücüne dayanmak zorunda olduğu bir mücadele ile olacak. Türkiye’nin mücadele dağarcığı geniştir.
Seçimlerin hükümsüzleştirildiği bu dönemde, direniş hukukuna dayanan yeni cepheler örmek mümkündür.
Kendiliğinden ayrışmış olan muhalefet partileri ve aktörleri, iktidarın bu davası sayesinde bir araya geldi. Dün birbirine rakip olan isimler bile aynı safta buluştu.
Muharrem İnce’nin CHP çizgisine yakın bir duruş sergilemesinden, Musavat Dervişoğlu’nun CHP ile birlikte Ekrem İmamoğlu’na destek vermesine, Ümit Özdağ’dan Selahattin Demirtaş’a kadar çok farklı siyasi görüşlerden isimlerin bu sürece tepki göstermesi, artık her muhalif aktörün kendisini tehdit altında hissettiğini gösteriyor.
Bu durum, muhalefeti hem ahlaki hem de stratejik olarak birleştirdi…
Daha önce çok adaylı bir yarış konuşulurken, artık partinin tek bir odak etrafında birleştiği görülüyor. Bu da CHP’nin yeni bir örgütlenme sürecine girmesine ve sahadaki hareketliliğin artmasına yol açtı…
Bu süreç, yalnızca CHP’yi değil, toplumu da harekete geçirdi. Protestoların başlangıç sürecine bakıldığında, toplumsal talebin CHP’yi daha büyük bir aksiyon almaya zorladığı anlaşılıyor.
Bu durum, toplumda biriken öfke ve yorgunluğu açığa çıkardı.
Gençlerin sokağa çıkma motivasyonu yalnızca İmamoğlu meselesiyle sınırlı değil; hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, liyakatsizlik, ifade özgürlüğüne yönelik baskılar gibi pek çok konu bu hareketliliğin tetikleyicisi oldu.
Özellikle apolitik gibi görünen ama aslında siyaseti yakından takip eden geniş bir kesimin harekete geçmesi, bu adaletsizlik duygusunun ne kadar derinleştiğini gösteriyor.
Riskleri göze alarak sokağa çıkan gençler, bu sürecin yalnızca bugüne değil, geleceğe de etki edecek bir kırılma noktası olduğunu ortaya koyuyor.
2023 seçimleri sonrası toplumsal muhalefet ile siyasal muhalefet arasında bir kopukluk oluşmuştu. Bu süreç, o kopukluğu ortadan kaldırarak gençlerle siyasileri yeniden bir araya getirdi.
Kısa, orta ve uzun vadede Türkiye siyaseti üzerinde önemli etkileri olacak bir döneme girdiğimiz açıkça görülüyor”
Ez cümleyi, üyesi olmaktan gurur duyduğum, “Kamu Emekçileri sendikaları Konfederasyonumuz’un” (KESK) açıklamasıyla yapayım…
Seçimle gelenin, hukuksuz kararlarla susturulmaya çalışılması adaletin değil, siyasetin hükmüdür.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, yalnızca bir kişiye yönelik bir saldırı değil, halkın iradesine ve demokrasiye yapılan açık bir darbedir.
Bu darbeye karşı, günlerdir sokaklarda iradesine sahip çıkanlar bir kez daha göstermiştir ki, bu halk size teslim olmayacak!
Hukukun evrensel ilkelerine ve demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Dayanışmayı ve mücadeleyi her zamankinden daha fazla yükselterek bu karanlığı birlikte dağıtacağız.
























Kalemin hiç kurumasın kardeşim, uyuyan dev uyandı, parti gözetmeden yapılan bu direniş en kısa sürede meyvesini verecek buna inanıyorum.????????????