Manisa-Soma’da bulunan, ruhsatı bir kamu kurumuna ait olan ve özel sektör tarafından işletilen yeraltı kömür ocağında, 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen ocak yangını sonucu açığa çıkan CO (karbon monoksit) gazından zehirlenen 301 maden emekçisi yaşamını yitirmiştir…
Ülkemiz tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik faciası olarak kayıtlara geçmiştir…
O tarihte, MadenMO tarafından 2008 yılında oluşturulan, iş kazalarında, olay yerine hemen intikal eden ekibin içindeydim…
Ekip arkadaşlarımızla beraber, (Ayhan Yüksel-Mehmet Torun- Can Doğan-Murat Tekin) faciadan 6/7 saat sonra Somadaydık…
Yaşanan katliamın ardından “kader”, “kaza”, “cinayet” ,” sorumluluk” ve “trafo” tartışmaları gündeme gelmişti yine…
İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin düzenli olarak yayınladığı raporlara bakıldığında, günlük ortalama 5 işçi ölüyor…
Ülkemizde neredeyse, ortalama her 2 ayda bir SOMA katliamı yaşanıyor…
Somut verilere göre işçi ölümleri artık kanıksanmış bir rutini ifade ediyor…
Birkaç yılda bir ve daha çok madenlerde yaşanan kitlesel katliamlarsa ülkede hüküm süren kapitalist barbarlığın ulaştığı vahşeti tekrar gündeme getiriyor...
Yakın tarihte, bölgemizin bir parçası olan, Amasra katliamının hemen ardından da ortalığa dökülen gerçekler, kim ne söylerse söylesin, Soma da ve diğer tüm maden facialarında yaşanan ölümlerin nedenlerini aslında tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor…
Sayıştay raporlarında risk olarak ifade edilen tablo, bir an önce alınması gereken önlemler vurgusu karşısında maden işletmesinin yöneticileri ve devlet, üç maymunu oynamaya devam ediyor.
Öyle ki, Amasradaki katliamdan birkaç hafta önce bakan, yanına Türk-İş Başkanı’nı da alarak madenin önüne fotoğraf çektirmeye gidiyor.
Gitmişken 41 madenciye mezar olan madeninin üretim tekniğinin çok gelişmiş olduğuyla övünmeyi ihmal etmiyor.
Somadan ya da yaşanmış tüm maden facialarından sonra da, anlayacağınız değişen hiçbir şey yok…
Sonuç;
Belli ki herkesin bildiği ve beklediği katliamlar yaşanmaya devam edecek…
Umarım yanılırım…
Amasra katliamının ardından da, madenin önünde yapılan açıklama ile “Dün, bugün ve yarın böyle şeyler olacak” diye katliam meşrulaştırılmaya çalışılırken, “kader planı” açıklamasıyla da bu kadar açık bir nedene dayanan katliamın sorumluluğunu üzerlerinden atmaya çalışıyorlar.
Sözde başlatılan soruşturmanın sonucu ise baştan anlaşılmış oluyor…
Soma’da 301 madencinin katledilmesi ve sonrasında yaşananlara bakıldığında, Amasra’nın ve sonrasında yaşanılacakların akıbeti görülebilir.
Bu kadar mı? Elbette değil…!
Ülkeyi ucuz işçi cennetine çeviren, her türlü sosyal haktan arındırılmış sefalet ücretlerine mahkûm edenler, aynı zamanda çalışma yaşamını da sermayenin ihtiyaçları üzerinden tam anlamıyla Orta Çağ koşullarına döndürmüş bulunuyorlar...
Sermayenin çıkarlarına hizmet eden yasa ve mevzuatı bile iki de bir değiştirerek adrese teslim hükümler kurmak artık iktidarın gündelik işleri haline gelmiş bulunuyor.
Yasalar çerçevesinde rahat hareket edemediklerinde ise yasa ve kural tanımaz uygulamalar rutini karşımıza çıkıyor.
Sermayenin gözü dönmüş kâr hırsının güdülediği, insanlık dışı çalışma koşullarının yanı sıra, işçi ölümlerine de kapı aralayan bu uygulamalar ise en pervasız haliyle madenlerde uygulanıyor.
İktidara geldikleri andan itibaren, tüm olanaklarını sermaye için seferber etmiş bulunuyorlar...
Bunun maden işkoluna yansıması ise, her seferinde büyük bir gürültü ile duyurdukları ve tüm sorunları çözeceklerini iddia ettikleri Maden Kanunu’nun 21 kez değiştirilmesi oluyor…
Her değişiklik, sorunları çözmek bir tarafa, daha da ağırlaştıran, maden arama ruhsatlarının dağıtımının kolaylaştırılması, doğa ve insan sağlığını hiçe sayarak yeni maden sahalarının açılması vs. olarak karşımıza çıkıyor.
Gerçekleştirdikleri yasa değişiklikleriyle, önüne gelen herkese maden çalıştırma ruhsatı verenler doğayı büyük bir yıkıma uğratırken, işçi güvenliği ve iş sağlığı için gerekli asgari önlemleri dahi “gereksiz masraf” olarak görüyor…
Madenlerde modern teçhizatı pahalı buluyor, işçileri yok pahasına ölüme gönderiyorlar...
Soma davasının tüm sanıkları tahliye edildi. Artık dışarıda özgürler…
Avukatları Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay ise hala içeride tutsaklar…!!
Sermayenin bitmek tükenmek bilmeyen kar hırsının bir sonucu olan katliamın üzeri örtüldü ve 301 ailenin acıları tekrar tazelendi…
Bu karar, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ YERİNE, ÜSTÜNLERİN HUKUKUNUN EGEMEN OLDUĞUNU, bir kez daha göstermiştir…
Başından beri eksik yapılan yargılamanın sonuçları dahi uygulanmamıştır…
Yargılamaya başta Bakanlık yetkilileri olmak üzere ilgili kamu kurumlarının yöneticileri, yani karar vericiler dahil edilmemiş böylelikle derin ilişkilerin ortaya çıkması engellenmiştir…
Siyaset, sermaye, bürokrat, sendika ilişkileri tam olarak ortaya konulmadan SOMA katliamının gerçek anlamıyla aydınlatılması mümkün değildir…
Sistem bütünüyle sorgulanmadan gerçek adalet sağlanamaz…
Bu kararla; yeni Somaların, yeni iş cinayetlerinin yolu daha da açılmıştır…
Adalet sağlanmamış, vicdanlar soğumamış, adalet bekleyen ailelerin ve yakınlarının canları bir kez daha yakılmıştır…
Sürekli söylediğimiz gibi; “SOMA İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET”
Bu bağlamda; sermaye ve sarı sendikacılığın emekçileri köle gibi gördüğü, işçi sınıfının gerçek temsilcilerinin söz hakkı olmadığı…
Kısaca, üretenlerin yönetmediği bir düzende iş cinayetleri ve meslek hastalıkları maden emekçilerinin kaderi olmaya devam edecektir...
Yaşamını yitiren tüm maden emekçilerine saygılarımla…
























Zonguldak Kozlu maden ocağı faciası Amasra maden ocağı Faciası Soma maden ocağı faciası akıllarda kalan en büyük maden katliamıdır. Bütün suçlular dışarıda zavallı madenci kardeşlerimiz toprağın altında. Senin anlattıkların bizim bildiklerimiz bu zamana kadar hiçbir şeyi değiştirmedi. Bu olaylara dur demenin zamanı geldi ve geçti akıllı olmak zorundayız. Selamlar kardeşim
Adalet yoksa hiçbir şey yok