Bu yazı dizisinde geçmişe yolculuk yapacağız ki geçmişte neler olup bittiğini öğrenmiş olalım. 2002 yılında ülkemiz TBMM’de iki partili bir döneme girdi. Bu dönemin ilk yıllarında, 28 Mart 2004 tarihinde Mahalli İdareler Seçimleri yapıldı.
Bu seçimden kısa bir süre önce DSP’nin verdiği iftar yemeğine katılan CHP’li arkadaşların gündeme taşıdığı bir konu vardı. CHP içinde, sosyal demokrat çizginin ilerisinde duran; kendilerini daha elit, daha aydın olarak tanımlayabileceğimiz bir kesim, dönemin CHP yönetiminin de onayıyla Sayın M. Rıza Yalçınkaya’nın kendi partilerinden belediye başkan adayı olması için yoğun baskı yaptı.
Oysa akademik düzeyde eğitim almış bu kişilerin, iki partili bir süreçte birleşmenin kendiliğinden gerçekleşeceğini görmeleri gerekirdi. Sayın Hasan Akyol’un seçimi kaybetme nedenleri bu kadar belirginken; parti içinde tartışılmadan, partinin kendi iç dinamiği göz ardı edilerek “aday transferi” yapılmak istenmesini bugün dahi anlayabilmiş değilim.
Bu yanlışta ısrar ederek 2007 Genel Seçimlerinde Sayın M. Rıza Yalçınkaya’yı CHP’den milletvekili adayı yaptılar ve böylece Bartın Belediye Başkanlığı makamını boşalttılar. Değer miydi? Neden CHP kendi iç dinamiğiyle aday çıkaramadı? Boşaltılmasına neden oldukları belediye başkanlığı için herhangi bir çalışma yapılmadı. Sayın Yalçınkaya, Bartın CHP Milletvekili olduktan sonra geçen sürede bile, belediye seçimlerine dair hiçbir hazırlık yapılmadı. Hatta aday belirlenmesi dahi son ana bırakıldı.
İşte bu duyarsızlığın sonucu, 2015 yılında yapılan genel seçimler için CHP’nin ön seçiminde ortaya çıktı. CHP’li üyeler, yıllarca kendilerine önderlik etmiş partili arkadaşlarını tercih etmek yerine, üniversiteden yeni mezun genç bir kadını ön plana çıkardılar. Ne yazık ki CHP kadroları hâlâ bu gerçeği kavrayabilmiş değil. Hâlâ yakışıksız bahanelerle kendi başarısızlıklarının üzerini örtmeye çalışıyorlar.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 26 Mart 1999’da cezaevine girdiğinde ilk düşündüğüm şey yeni bir liderin doğmakta olduğuydu. O dönemde işyerinde şefim olan ve şu anda Bartın Hürriyet Mahallesi Muhtarlığı yapan Sayın Satı Arslan’a, “Yapılacak ilk genel seçimde başbakan olacak kişinin doğuşunu yaşıyoruz” dediğimi hatırlıyorum. O gün bana inanmaz gözlerle bakmıştı.
24 Temmuz 1999’da tahliye olduktan sonra çok hızlı gelişen süreç, AK Parti’nin kurulması ve yapılan ilk seçimdeki başarısı oldu. AK Parti kurucu il başkanı olan Sayın Ayhan Sütlü’nün zor şartlarda oluşturduğu parti, Bartın’da işte böyle zorlu bir süreç yaşadı. Sayın Köksal Toptan’ın işareti olmasa neredeyse milletvekili adayı bile çıkarılamayacaktı.
Bir siyasi parti, kendi iç dinamiğiyle, parti üyeleriyle birlikte çalışarak milletvekili adayı çıkaramıyorsa, sonuç pek de olumlu olmuyor. İşte o zaman size “atama aday” veriliyor ve siz onu seçmek zorunda kalıyorsunuz. Çevre illere bakın; orada adaylar vatandaşların süzgecinden geçerek geliyor ve güçlü oluyorlar. Ama ilimizde işaret edilen ya da atama yoluyla gelen adaylarla ne yazık ki olumlu sonuçlar elde edilemiyor.
Bartın’da ister iktidar partisi olsun ister muhalefet partileri, yaptıkları her türlü toplantı veya faaliyette nedense Bartın’ın temel yerel sorunları gündeme gelmez. Konuşmacılar, ülke genelindeki sorunları siyasi bir dille aktarır. Bu alışkanlık tüm STK’larda da vardır. Bartın’a dair bir sorun ya da çözüm önerisi gündeme alınmaz.
Eğer internet bağlantınız varsa Google arama motoruna “Bartın’ın İl Oluşunun 20’nci Yıl Paneli” yazdığınızda, panel kitabının online yayınına ulaşabilirsiniz. Bu kitapta akademisyenlerin, kurum temsilcilerinin, siyasetçilerin, yerel yöneticilerin, odaların ve STK temsilcilerinin konuşma metinleri yer almaktadır.
Panele katılan konuşmacılar, eksik de olsa Bartın’ın temel sorunlarını ortaya koymuşlardır. Yerel siyasette yer almak isteyen tüm genç partililere bu konuşma metinlerini okumalarını şiddetle öneririm. Bartın siyasetçilerinin nerelerde yetersiz kaldıklarını tüm çıplaklığıyla göreceklerdir. Özellikle milletvekillerinin yaptığı konuşmalar, Bartın’ın il oluşunun 30. yılında (2021) hâlâ geçerliliğini koruyordu. Böyle giderse 40. yılında (2031) da geçerliliğini koruyacaktır.
Tüm Bartınlı vatandaşlar, toplumun tüm kesimlerini etkileyen yapısal sorunların çözümünü beklemektedir. Çevremizdeki illerde bu sorunların çözüldüğünü görmekteyiz, ama ilimizde neden çözülemediğini hâlâ kavramış değiliz. Hangi siyasi partiden olursak olalım, hangi partiyi desteklersek destekleyelim, ortak paydamızın Bartın olduğunu ne yazık ki öğrenemedik.
Bartın hepimizin ortak yaşam alanıdır. Bartın’ın temel sorunları çözüldükçe hepimiz bu hizmetlerden adil şekilde faydalanacağız. Ancak, talep etmedeki cesaretsizliğimiz bu olumsuzlukları ortaya çıkarmaktadır.
Tüm siyasi partilerdeki genç arkadaşları cesaretlendirmeliyiz ki, gençliğin getirdiği dinamizmle bu yanlışlıkları ortadan kaldırsınlar. Ortak yaşam alanımız Bartın’ı en azından çevre illerimizin düzeyine taşısınlar. Bu amaca ulaşırken partinin önemi yoktur. Hizmet eden, siyasi şartlar ne kadar değişirse değişsin, bunun olumlu sonucunu alacaktır.
Haftaya yazımın 3. bölümünde görüşmek üzere.























