19 Mart’tan bu yana CHP üzerinden tüm toplum kesimlerinin umutları yok edilmek isteniyor. Oysa CHP’nin değişmesi artık bir zorunluluktur. Parti bu kaostan mutlaka kadrolarını, fikirlerini, ideallerini ve yöntemlerini yenileyerek çıkmalıdır. Bu değişim, sadece CHP seçmeninden başlayarak üye, yönetici ve tüm seçilmişleri kapsamakla kalmamalı; aynı zamanda tüm toplumun sorunu olarak görülmelidir. Seçmen hazır olmasa da bu dönüşüm başlamalıdır.
Kenan Evren tarzı gardırop Atatürkçülüğünü köpürtüp kalpaklı fotoğraflarla “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları atmak, ne yazık ki 19 Mart’ı anlayamamak anlamına gelir. Bazı siyasetçiler seçim dönemlerinde Atatürk posterleri, Nutuk alıntıları ya da Anıtkabir ziyaretleriyle öne çıkıyor; iktidara geldiklerinde ise Atatürk’ün “laiklik, bilim ve akılcılık” ilkeleriyle çelişen politikalar izliyorlar. Kamu kurumlarında 10 Kasım veya 29 Ekim’de görkemli törenler düzenleniyor ama yılın geri kalanında Atatürk’ün “çağdaşlaşma ve liyakat” vurgusu göz ardı ediliyor. Benzer şekilde bazı sanatçılar ya da ünlüler yalnızca milli bayramlarda Atatürk paylaşımı yapıyor; günlük yaşamlarında ise demokrasi ve özgürlük karşıtı tutumlar sergiliyor.
Belediyeler devasa Atatürk heykelleri yaptırırken, eğitim ve kültür yatırımlarında Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” idealini görmezden geliyor. Yani Atatürk’ün ilkelerini içselleştirmeden, yalnızca şekilsel ya da çıkar amaçlı bir Atatürkçülük üretiliyor. Bu, özde Atatürkçülük değil; görüntüde Atatürkçülük, özde ise ilgisizlik ve çıkarcılıktır.
CHP’nin bazı yerel yöneticileri veya milletvekilleri, her milli bayramda Anıtkabir yürüyüşü ve Atatürk posterleriyle görünürken; yerelde liyakat yerine akraba, eş-dost veya partili kayırmacılığıyla atamalar yapabiliyor. Parti içinde “Atatürkçülük” vurgusu yapılırken, Atatürk’ün bilimsel ilerleme, üretim ekonomisi ve devrimcilik anlayışı çoğu zaman güncellenmeden, ezber cümlelerle sınırlı kalıyor.
Oysa CHP, Atatürk devrimciliğini sadece geçmişin mirası değil, geleceği dönüştürme gücü olarak anlatmalıdır:
Yeşil dönüşüm: Atatürk’ün sanayi devriminin bugünkü versiyonu.
Dijitalleşme: Cumhuriyetin halk için teknoloji atılımı.
Liyakat: Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi devletin modernleşmesi.
Bilim, teknoloji, girişimcilik, Sanayi 4.0: Atatürk devrimciliğinin bugünün kalkınma modeli.
CHP, Atatürk devrimciliğini “90 yıl önce yapılmış reformlar” gibi tarihte donmuş göstermemeli; onu günümüz şartlarına uygun bir dönüşüm vizyonuyla seçmene aktarmalıdır. Seçimden seçime Onuncu Yıl Marşı veya İzmir Marşı ile oy avcılığı yapmamalı, Atatürkçülüğü yalnızca sloganlara hapsetmemelidir. Dahası, bunu kendisi yapmadığı gibi; yapmak isteyen sosyalistlere, devrimcilere, ilericilere ve demokratlara da engel olmamalıdır. İşte CHP, bunu yaptığı sürece 19 Mart süreci devam edecektir.
Bu değişimi yalnızca CHP Genel Merkezi sağlayabilir. Çünkü il ve ilçe örgütlerinden başlayan bir dönüşüm süreci ne yazık ki olanaksızdır.
Örnek vereyim:
İçinde bulunduğumuz Eylül ve Ekim aylarında ilçe ve il yönetimleri belirlenecek. Ardından kurultay yapılacak. Benim yaşadığım vilayette ilçe yönetimi seçimlerinde gördüklerim şunlar: Üyelerin yüzde 90’ı 60 yaş ve üzeri. Gençlik Kolları yok. Kadın Kolları Başkanı var ama kurul yok; ilçelerde zaten hiç yok. Delege seçimleri liste savaşları, dedikodular ve hizipçilik üzerinden yürüyor. Birlik yerine ayrımcılığın tohumu ekiliyor. Bunun temel nedeni ise milletvekili belirlemede Genel Merkezin etkili olması. Taşradaki siyasetçiler, bu süreci kullanarak güç toplama peşinde.
Mevcut yönetimin de yeni seçilecek olanın da toplumun hiçbir kesimiyle bağı yok. Ellerindeki gücü kullanan seçilmişler, işten atılan işçilerin yanında duracaklarına, onların yerine alınacak işçileri pazarlıyor. Ne uğruna? Siyasi rant uğruna. Bu, güveni sarsan bir tutum. Yapanların farkında bile olmaması ise nitelik sorununu gösteriyor. Kendilerini Atatürkçü sayıyorlar ama özünde yalnızca makam peşindeler. Onların algıladığı tek mevzi milletvekilliği ya da belediye başkanlığı. Sonrası yok.
Toplumla bağ kurmak isteyen, görev almak isteyen kişiler ise ya yabancılaştırılıyor ya da marjinalleştiriliyor. Küçük olsun ama benim olsun anlayışı egemen kılınıyor.
19 Mart’ta barikatları yıkan gençler olmasaydı bu mücadele başlamazdı. O barikatlar tüm ülkede yıkılmalı. Sadece bir hatta değil, bütün satıhta barikatları yıkacak toplumsal muhalefet yaratılmalı. En azından var olan toplumsal muhalefet engellenmemeli.
Burada görev sosyalistlere, devrimcilere, ilericilere ve demokratlara düşüyor. Çünkü direnenler kazanır.























