Memleketimiz gariplik ve ilginçlik açısından oldukça zengin bir coğrafya. Her gün yeni bir olayla şaşkınlık dağarcığımız biraz daha genişliyor. Bugünkü konumuz: "grafiker alımında yetenek sınavı" görünümlü bir tiyatro eseri.
Malumunuz, belediyelerin kendi şirketleri var. Bu şirketler sayesinde iş gücü ihtiyacı “daha esnek, daha hızlı” biçimde karşılanabiliyor. Tabii mesele sadece hız değil. Bu sistem, aynı zamanda siyasetin kadim prensiplerinden olan “partizan istihdam” geleneğine de can suyu sağlıyor.
Çünkü söz konusu kadrolar öyle mühendis, mimar, uzman falan değil; temizlik işçisi, inşaat işçisi, şoför, hizmetli gibi memlekette bolca bulunan meslek gruplarına ait. Dolayısıyla bu işler için işsiz bulmak zor değil; asıl mesele, “kimin adamı olduğun”.
Seçimi kazanan partinin başkanı, etrafına işsizler ordusunu toplar. Bu ordunun askerleri de “Acaba beni işe alır mı?” ümidiyle başkanın etrafında döner durur. Kimisi sırf bu uğurda yağcılığı sanat haline getirir, kimisi siyasi sadakatini çiğköfte eşliğinde gösterir. Sonuç? Başkan kimi uygun görürse, o işe girer. Bazıları öyle sadık yandaş olur ki, başkanın yerine bile karar verecek kıvama gelir.
Gelelim bugünkü ana karakterimize: Genç, başarılı, ülke çapında tanınan bir grafiker. Ödülleri var, sergileri var, bir de memlekete dönme mecburiyeti var. Ailevi nedenlerle baba ocağına dönünce düzenli bir iş aramaya koyuluyor.
Bir yakını, “Senin gibi birine burada ihtiyaç var” diyerek yerel belediyeyi işaret ediyor. Sosyal medya hesaplarını, web sitelerini, logolarını gösteriyor. “Buralar hep boşluk, sen doldurursun” diyor.
Fakat unuttuğu bir şey var: Belediye başkanlığı siyasi bir makamdır ve liyakat, bu sistemde unutulmuş bir halk müziği gibidir. Grafikerlik dediğin nedir ki zaten? Düğün fotoğrafçısı da yapıyor az çok aynı şeyi(!).
Genç grafiker başvurusunu yapar, ardından belediye şirketinden bir yetkiliyle görüşür. İsmini not ederler, "Değerlendireceğiz" denir. Ne zaman ki “Bu iş için yüz başvuru var, bir ön eleme yapacağız” telefonu gelir, umut yeniden yeşerir. Tabii eleme usulü biraz ilginçtir: Beş kişi seçilecek, onlardan “yetenek sınavı” adı altında üç proje istenecektir.
Genç grafiker projeleri hazırlar, titizlikle gönderir. Ancak bir süre sonra yetkili kişi tekrar arar: “Sınav sonuçlandı, maalesef kazanamadınız. Bir başka aday işe alındı.”
Buraya kadar her şey normal gibi. Lakin meslek erbabı meraklı olur. Bu arkadaş da kimdir, tanıyalım, tebrik edelim der ama isim yok. Ne sorarsa sorsun, karşı taraf dut yemiş bülbül.
İşin peşine düşülür, biraz kurcalanır. Meğer o meşhur yetenek sınavı hiç yapılmamış! Ne jüri var, ne tutanak, ne de sınav sonucu. Ve en güzeli: Hiç kimse işe alınmamış!
Peki, o halde bu tiyatro niye sahnelendi? O çok etkili ve yetkili yancı bu senaryoyu neden yazdı? Neden projeler toplandı, neden umut aşılandı?
Soru çok. Cevap mı? Bildiğiniz gibi, o da bizde pek bulunmaz.























