Bir yanda yurdun dört bir yanını sarmış işgal kuvvetleri, diğer yanda ülke topraklarının kontrolünü bu devletlere bırakan ve onların her emrini yerine getiren saltanat yönetimi…
Bir yanda padişahın peşinde avare olmuş yoksulluktan kırılan ve cahil bırakılmış halk, diğer yanda parasızlık, çaresizlik, imkânsızlık…
Bunlar yetmezmiş gibi bir de hakkında alınmış ve hemen ensesinde nefesini hissettiği yakalama ve idam kararları…
*
Gerçekten çok ama çok zorlu şartlarda kuruldu bu ülke. Millî Mücadele dönemi, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet’in ilanı ve akabinde yapılmış onlarca devrim sayesinde yoktan var oldu bu devlet… O dönem alınan kararlar, hazırlanan yasalar bugüne kadar gelmiş büyük birer miras aslında bizler için… Allah emeği geçenlerden binlerce kez razı olsun…
Ancak!
Üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen ne kadar sahip çıkabildik bu büyük mirasa? İşte bunu bir sorgulamak gerekiyor kanımca!
Ne kadar koruyabildik Cumhuriyet’i mesela?
Bırakın toplum içindeki sohbet edenleri bu ülkeyi yönetenler bile kurucu liderimize sayıp söverken ne kadar ses çıkarabildik?
Ya da kendi menfaatimizi düşünüp bilerek mi sustuk?
Ne kadar layık olabildik Mustafa Kemal’in bıraktığı mirasa?
Örnekler çok da eski değil aslında!
Mesela ne dedi Mustafa Kemal? “Ne mutlu Türk’üm diyene!”
Ne kadar güzel bir söz değil mi? İnsan coşkuyla haykırmak istemez mi bu sözü? İşte günümüzde bölücülük sayıldı bu söz! İnsanları ayrıştırma ve halkı bölmeye teşebbüs sayıldı! Bırakın onu “Türk” kelimesi bile batar olmadı mı bazılarına? Çıkıp meydanlarda gururla “biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık” demediler mi?
“Yurtta sulh cihanda sulh” demişti mesela Mustafa Kemal! Gayet basit ama anlamı ve mesajı çok derin değil mi? Peki bugüne bakınca ne görüyoruz? Bir tane dost olduğumuz komşumuz kaldı mı? Ya da Suriyeli din kardeşlerimiz (!) sahillerimizde nargile üflerken neden kendi evlatlarımız bugün hala şehit düşüyor başka ülke topraklarında?
“Hudut bir milletin namus ve şerefinin korunduğu yerdir!” demişti mesela! Bugün sınırlarımız kevgire değil otobana döndü. İpini sapını koparan tipler akın akın geliyor ülkemize. Dün konuştuğum servis şoförü aynen şöyle dedi: “İstanbul’dan dolduruyoruz arabayı, doğru doğuda bize söylenen şehre gidiyoruz. Oradaki göç idaresine teslim edip dönüyoruz. Sınır dışına çıkmıyoruz. Tabi götürdüklerimizin bir kısmı bizden önce geri dönüyor.” İşte durum bu!
“Köylü milletin efendisidir” demişti mesela! Demişti çünkü o dönem köylü üretendi, köylü çalışandı, köylü kalkındırandı! Bugün köylü öldü! Sen zenginin yatına verdiğin mazotu köylünün traktörüne verdiğin mazottan ucuza verirsen, saçma sapan tarım politikaları ile dışarıdan alınan tohumları zorunlu kılarsan, artan mazot fiyatlarını bir türlü düşüremezsen ölür tabi!
Keza hayvancılık! Tarihte ilke kez şu dönemde dışardan sığır da aldık saman da!
“Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” sözü vardır mesela! İşte o öğretmenler hayatlarının çoğunu atanma hayaliyle geçiriyorlar maalesef. Genç nesillere Mustafa Kemal’i anlatması gereken öğretmenler ya inşaatlarda çalışıyorlar atama beklerken ya da sözleşmeli sıfatıyla üç kuruşa dersten derse koşturtuyorlar.
“Basın milletin müşterek sesidir” sözünü çok severim mesela! Müşterek! Bugün kime müşterek o basın? Hükümete! Tarafsız olması, hatta bana göre daha çok muhalif olup gördüğü yanlışları söylemesi gereken basın bugün güç karşısında boynunu bükmüş durumda. Geçiyorum taraflı haberciliği saçma sapan yalan kurgularla insanları birbirine düşürüyorlar bir de…
“Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” dedi mesela Atatürk! Hatta ölüm döşeğinde bile yurt dışından doktor getirilmesine kesinlikle karşı çıktı. 2023 Türkiye’sinde doktorlarımızın hali ortada… Bitmeyen uzun nöbetlerden mi bahsedelim, bir günde bakılması gereken hasta sayısının kat ve kat üstünde hastaya bakmak zorunda olduklarından mı yoksa bir türlü sağlanamayan can güvenliklerinden mi?
“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz” demişti mesela. Bugün bakıyorsunuz ki hakimler savcılar devlet erkanı karşısında cüppelerinin olmayan düğmelerini iliklemeye çalışıyorlar. Adamına, tarafına, partisine göre karar veriyorlar…
*
Yaklaşık 100 yıl önce ne de güzel şeyler yapmış ne de güzel cümleler kurmuş değil mi?
Peki bunca olumsuz duruma karşın bu devlet hala nasıl ayakta kalıyor biliyor musunuz?
Onun ışığıyla…
Onun bizlere açtığı bu aydınlık ve çağdaş yolu kendimize yol ederek…
Onu görmesek de fikirlerini öğrenip anlayarak…
Onu silah arkadaşlarının, kardeşinin, ünlü tarih profesörlerinin ve hatta yabancı yazarların kaleminden okuyarak…
Bir Atatürk olamasak da Atatürk gibi düşünmeye çalışarak…
Her ne koşulda olursa olsun umutsuzluğa asla ve asla kapılmayarak…
Sizleri bilemem ama;
O; bizim çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük mirastır bana göre!
*
Bugün 10 Kasım!
Atamızın vefatının 85. yıl dönümü…
Kendisini bir kere daha bitmeyen bir sevgi, saygı ve özlemle anıyorum…

























