Son birkaç yılın olumlu olumsuz hayatıma kattığı deneyimlerimin birikmesiyle başlayan o ilk adım, yeni bir kitap doğurdu.
Bugün itibari ile de yazdığım yeni kitabım nihayet elime geçti.
Doğum sancısı çeker gibiydi bu sürecin içinden geçmek. Heyecan, endişe, merak hepsi aynı anda aynı tonda kuşatıyordu adeta ruhumu.
Yazmaya başladığım ilk günden beri hayallerimi, duygularımı, gözlemlerimi ve elbette yaşamın getirilerini kaleme almaya çalıştım.
ALEV ve KÜL benim sekizinci kitabım üçüncü roman çalışmam. Roman, hikâye, şiir güfteler ve besteler derken hayatımın içinde uzunca bir zaman dilimini yazmaya ayırdım hatta adadım diyebilirim.
Kendi penceremden bakarak görebildiklerimi değil sadece göremediklerimi de hayal ederek yazmaya çalıştım. Görünmeyen kısımlar genellikle kurguyla beslendi. Okura geçmesi önemliydi çünkü kendi coğrafyamızın, kendi toprağımızın, kendi insanımızın duygularını süzdüm gönül süzgecimden. Çoğunluğumuz için tanıdık, bildik duygular aslında aktarmaya çalıştıklarım.
Yazdıkça öğrendim, öğrendikçe ürktüm. Edebiyat zaman içinde gözümde ve gönlümde hafife alınmayacak derecede ilahlaştı. Hele birde işin içine akademik eğitim girince iyice arttı endişelerim.
Kendi öz dilimle anlatmaya çalıştığım duygular kaynağını ruhumdan beslese de toplumun içinde bire bir yaşanan ve hatta birçok versiyonu ile yaşanmakta olan duygulardı yazdıklarım. Benim farkım bu konuda kalemimin biraz daha cesur olmasıydı.
İnsana ve zamana dair birçok konuyu işlemeye çalıştım. Aile, iş hayatı, toplumsal normlar, kadına ve çocuğa şiddet, istismar kalemime yön veren konulardan bazıları.
Bütün bunların yanında aşka dokunmaktan hiçbir zaman geri durmadı kalemim. Eleştirildiğim anların altında kendimce bir neden aradım çünkü anlamsız geliyordu lirik anlatılara gösterilen önyargılar. İnsanlar yaşları ilerledikçe ya unutuyorlar aşka olan tutkularını ya da yaşlılık sendromuyla başa çıkamadıkları için sakil görüyorlardı aşkı. Öyle ki aşkın uğramadığı kalp, mutlu etmediği insan yoktu kanımca… Mutsuzluğu da bu işin yani aşkın tuzu biberiydi.
Dedim ya yüreği katılaşan insanlar zamanla sevmeyi unutuyorlar. Bu gönül ilişkileri için de böyle, insan ilişkileri için de ne yazık ki böyle.
Kaldı ki roman, hikâye, şiir, içinde barındırdığı tüm duygularla insana dairdir ve yaşsızdır. Kitaplar ve içinde barındırdığı duygular kuşaklar arası bir gezgindir adeta. Bir kitabın hangi yüzyılda yazılmış olursa olsun, hangi duyguya, hangi çağda eşlik edeceğini bilemeyiz ki.
Velhasıl sevgili okurum; bu kitap insana dair duyguları içinde barındıran kendi okuruna adanmış bir kitaptır. Yazarından çıktığı andan itibaren de sizin yani okuyucunundur. Duyguyla okuyunuz ve duyguyla demleniniz diliyorum.
























