Türkiye’de siyasetçi olmak ve bu konuda bilirkişi olarak ahkâm kesecek konuma gelmek, gecenin gündüze erişmesinden çok daha çabuk oluyor inanın. Hem çabuk, hem zahmetsiz oluyor.
Mazbatasını almadan bakan olanlar, daha kendi haberi bile olmadan dekan olanlar var bu ülkede unutmayalım.
Üstelik bunun için çoğu zaman ne makama uygun bir ehliyet gerekiyor, ne de şu eğitim şart demekten helak olduğumuz diplomalar talep ediliyor. Hangi cenahtan, hangi ideolojiden olduğun burada ki en belirgin kıstas sanırım.
Şu halde yıllarını masa başında dirsek çürüterek, saçlarını ince ince düşünmekten yitirenlerin yan yatandan bir üstünlüğü, bir ağırlığı olduğu varsayımı da otomatik olarak ortadan kalkıyor öyle değil mi? Emeğe saygı artık sizlere ömür.
Sen önce yerini sağlamlaştır hele gerisi kolay rahatlığı hiç yabancı gelmiyor, hiç utanç vermiyor ki muhteremlere.
Hele ki baş otoritenin gözüne girmişsen korkma, sırtın ebedi yere gelmez garantisi veriyor siyaset sahnesi bazı insanlara. “Her yolu mubah sayılan başka bir mecra var mıdır yeryüzünde emin değilim doğrusu.”
Deneyimin donanımın yerini, deneyerek yanılanlar, kaybederken bile kazandıklarını iddia edenler, korkutarak susturarak işi pişkinliğe vuranlar alıyor ya içi acıyor insanın.
Kervanın yolda düzüldüğünü kendine şiar edinmiş,” düzülmekten kastın ne olduğu tam manasıyla anlaşılmamış olsa da” kendine toz kondurmayan siyasetçiler iz bırakmış bu sahnelerde yüzyıllardır.
Ateşte pişmek ile tavında dövülmeyen demir eşdeğer olur mu hiç, olmuş ne yazık ki.
Neticede acemi nalbant, çok kereler bu uğurda dayısının eşeğinin canını okumuş oluyor.
Dönem hangi dönem olursa olsun, çok değil bir parça aklı olan nerede duracağını bilirse, tıpkı benim memurum işini bilir diyen rahmetli Özal gibi, tıpkı benim siyasetçim sallar başını alır maaşını ve hatta ihalesini diyen zamane siyaset erbaplarıyla da bu olası kolaycılık örtüşmüyor mu zaten.
Var olan iktidarın yandaşı olmak sana bütün kapıları ardına kadar açıyor bunu on yıllardır deneyimliyor yeryüzü, senin yapman gereken sadece kurgulanan oyuna uyum sağlamaktan ibaret o kadar. Söz dinle uslu dur, ne biz seni üzelim ne de sen bizi kuralı çatır çatır işliyor bu sahnede.
Madem bu kadar kolay eee sende girivereydin siyasetin içine dediğinizi duyar gibiyim ama ve fakat… Durun bir hele, herkesin karakteri becerisi beceriksizliği aynı mı canım, sana bol gelen bana dar, sana dar gelen bana bol gelebilir öyle değil mi aziz okurlarım.
Beceriksizliğin bir yetenek olduğunu düşündüren bu zamane siyaseti çok kolay akıl tokatlıyor doğrusu bunu da es geçmeyelim. İnsanı çoğu zaman kendinden şüpheye bile düşürüyor yahu.
İşte bu sebeplerden dolayı kolay ve çabuk erişilen mevkilerden makamlardan rütbelerden vazgeçmekte bir o kadar güç ve gönülsüz oluyor. Ömürleri hayatlarında hiçbir yer de görmeyecekleri itibarı siyaset altın tepside sunuyor insana. Beceriksizlik ödüllendirildikçe pişkinlik kol geziyor.
Kaybetmek ve kazanmak arasında oluşan o ince çizgi yüzünden doğrular yanlışlar menfaatlere göre yer değiştiriyor ya hani işte bu yüzden gözünün önünü göremeyenler de çoğalıyor haliyle.
Görüyoruz misal Sayın Kılıçtaroğlu. Misal Sayın Bahçeli, siyaseti iyisiyle kötüsüyle deneyimledikçe dirençleri artıyor maşallah. Muhalefet olarak kendi saflarında kendi aralarında top sektiren ve bundan dolayı kanaat göstermeyi bir erdem belleyen zihniyetler bugünün siyasetine akla ziyan zarar verdiklerini bilmiyorlar mı acaba.
Gençler genç beyinler çürümeye yüz tutacak hale getirilirken, bu bencilliğin diyetini yine ülkenin yarınları ödemeye mahkûm ediliyor.
Yoksa bu oyunun bu kurgunun bir parçası olarak koltuğuna yapışıp kalanlar yenilgilerini kabul etmeyip yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali kendilerini gizli kapaklı biçilen görevlerini mi iğfal ediyorlar. Ne dersiniz?
Siyaset arenasında ki beceriksizlik bir ülkenin geleceğinin, yarınlarının ve değerlerinin zarar görmesi demektir, telafisi olmayan kararların alınması demektir. Sen ben kavgasının kazananı değil kaybedeni olur ve ödenemeyecek bedellere gebe bırakır insanı.
Gitmeyi bilmemek kalmakta ısrarın nedenini ister istemez sorgulatır insana ve hatta nezaket gereğidir ki insanın insana duyduğu sevgi saygı bir anda buharlaşır. Sonra ne olduğu malum, geriye sizden bir hiç kalır…























