Zihnim bulanık bir gölet gibi çamur içinde bu yüzden görüş mesafem beni zorluyor artık. Tanık olduğum her şey gerçek olamayacak kadar saçma geliyor zira. Aklımı algımı adamakıllı dövüyor cehalet ve ben buna dur diyemiyorum.
Kaybolmak üzereyim biliyorum, tıpkı yok olduğunun farkında olmayan milyonlarca insan gibi bende düzenin içinde sürüklenip gidiyorum bir bilinmezliğe.
Onlardan sadece tek bir farkım var benim, utanç duygumu kaybetmemiş olmam. Aklıyla cesaretiyle kanıyla canıyla tarihe imza atmış atalarıma karşı kendimi mahcup hissediyorum ve yüzlerini kara çıkardığım için utanıyorum. Bayrağı gerektiği gibi taşıyamamış olmanın ezikliğini yaşıyorum.
Kantarı, terazisi şirazesi kaymış bir işleyişin harabeye dönüştürdüğü ruhlarımızla kula secde edilen zamanların ruhumuzdaki ağırlığını tarif etmek öyle zor ki. İnadına yaşamak nasıl olacak peki. Ölmek işin kolayına kaçmak öyle mi? Yaşamak keşke söylendiği gibi kolay olsaydı hele ki bu günün düzeninde.
Keşke ölmeden önce bir parça adamakıllı yaşayabilseydik o zaman kim bilir belki bu denli gam yemezdik. Keşke eşitlik denilen kavram biraz yürekli olabilseydi ve insanlar ziyan olup gitmeseydi.
İmkânsızlıkların yaşam çemberini iyice daralttığı anların birer mahkûmuyuz, tuzu kuru olanlar hariç.
Yaşam hakları ellerinden alınan, sosyalleşmesinin önüne set kurulan, korunup kollanmayan, yediği içtiği suç, düşüncesi suç, varlığı suç, ideolojisi suç, kahkahası suç, cinsiyeti suç bir dönem yaşamış mıdır insanoğlu, ne dersiniz…
Kanunlar kurallar işleyişler kişiye özel bir yaptırımla yürürlüğe sokulmuş muydu acaba daha önceleri.
Adalet duygusundan yoksun, adil olmadan, eşit davranmadan yüzsüzlüğün dibine vuranlara kul köle olmak hangi hastalığın belirtileri dersiniz.
Hakkını aramaktan aciz, suya sabuna dokunmadan bir köşede olanları aptal aptal izleyen, hazıra konmak için fırsat kollayanlar geçmişte de varlar mıydı acaba.
Bütün bu sorgulamaların ardında aklımın almadığı asıl mevzu ne biliyor musunuz, biz nasıl oluyor da hiçbir haltı beceremeyen insanları deneme yanılma yöntemiyle can ve mal güvenliğimizin söz konusu olduğu gemilere kaptan yapıyoruz ve nasıl oluyor da onlara sınırsız yetki veriyoruz.
Hani şu üretimden kaldırılan yarım gram altın kadar haysiyetleri olmayan insan müsveddelerine biz nasıl güveniyor ve nasıl yaptırımlara sessiz kalıyoruz…
Kim derdini anlatmaya kalksa, kim içinde bulunduğu acizlikten dem vursa, eskiden baş uçururlarmış şimdi beynini uyuşturuyorlar insanın. Yoksa bu kadar aptal yerine koyulmayı nasıl kabullenir ki insan.
Gururundan onurundan nasıl vazgeçer ki insan.
Herkes kendi gölgesinin kabadayısı oluyor ama ne hikmetse bir adım da sadece bir adımda gölgesinin dışına çıkma cesareti gösteremiyor. Belli ki korkuyor.
Doğruyla yanlışın anlamını bu kadar keskin yitirdiği bir dönem yaşamış mıydı bu gezegen bilmiyorum. Şahitlik ettiğimiz bu yüzyıl içinde gördüklerimiz geçmiş yüz yıllarda da yaşanmışsa şayet o zaman bu dünyaya müstahaktır diyorum.
Yaşadıklarından bir ders, bir tecrübe çıkartmaz mı insan yahu, bunu bile beceremiyor olmak bugünün izdüşümleri söz konusu olduğunda bir hayli düşündürücü. Neden ayaklarımıza dolanıyor aklımız neden kendimizi ifade etmekten aciziz biz...
Atalarımızın birçoğu o zor koşullarda bile bizden daha cesaretli daha yürekli davranmışlar. Şimdi onların hizmetlerini katkılarını yok sayarak kin ve nefret söylemlerinin nakaratıyla kendi borazanını çalma derdinde olanlar tarihe gömüldüklerinde ne kalacak elde. Hancı ve yolcu gerçeğini kabul etmek bu kadar zor mu*
Tren raydan çıktı ve makas değiştirmek için artık çok geç diyor zaman.
Birbirimize tahammülün olmadığı bir sürecin içinden geçiyoruz, dedim ya yetki verilen herkes ali kıran baş kesen. Ne tahtından iniyor, ne de o tahtın haysiyetini koruyorlar.
Bu gezegenin oluşumundan günümüze değin işleyişini az çok tarih notlarından biliyoruz. İlkel insanlardan bu yana geçirdiği evrimler, deneme yanılma yöntemiyle ortaya konulan tezler, kanlı canlı savaşlar, yer yurt paylaşımları derken, edilen tecrübeler bir işe mi yaramıyor, yoksa işimize mi gelmiyor.
Kötülük ve kötü insanlar dünyayı istila etmiş. Ne gözü doymuş insanoğlunun ne de kendinden başkasını gözü görmüş. Birbirini anlamayan anlamak istemeyen birbirine tahammül edemeyen dünyalılarız sözün özü, iletişim kurma yolları yöntemleri havada kalıyor bu yüzden.
İnsanların konuşa konuşa hayvanların koklaşa koklaşa anlaştığını kim söylediyse, bu konunun üzerinde yeniden düşünmesini rica ediyorum.
Bize yeni bir iletişim dili ve yeni bir rota lazım var olanlarla dünyayı batırmamıza az kaldı zira.
Ne demişti Celal hoca: “Senin cahilliğin benim geleceğimi etkiliyor.” Uyan gaflet uykusundan ey dünyalı.























