Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı adlı eserinden sinemaya uyarlanan ve Türk sinemasının klasik eserleri arasına girmiş bu film serisini sanırım bizim nesil olarak bilmeyeniniz yoktur diye düşünüyorum. Yeni nesil öğrenciler için Rovshan hocamız tarafından tekrar gündeme getirilmesiyle birlikte bu defa filmi bambaşka bir gözle izledim.
İşlediğimiz dersin gereği olarak izlediğimiz filmlerin röntgenini çekiyoruz adeta. Hiç akla hayale gelmeyecek detaylar yaşamın kendisiyle ilgili inanılmaz ipuçları verebiliyor. Filmin altı seri halinde çekildiğini film hakkında bilgi tararken görmüş olmak elbette benim eksikliğimden kaynaklanıyordu.
Türk kültüründe aile kurumunu, eğitim camiasını ve sosyal yapıyı irdeleyen bu kıymetli eserin ölümsüzleştirilmesinde yedinci sanat olarak atfedilen sinemanın çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Yeşilçam filmleri nostaljinin kendine has özelliğini bünyesinde taşıyan ve basite indirgenmeyecek kadar özel bir seri.
Hollywood filmleri kadar geniş bütçelere sahip olmamakla birlikte elde olan koşullarda ortaya konulmuş emek işçiliğinin adıdır Yeşilçam sineması.
Rıfat Ilgaz, içinde yaşadığı zamanın nabzını iyi tutmuş bir yazar daha da önemlisi bir öğretmen. Konuya hâkim bir bakış açısıyla sorunun merkezinde iyi bir gözlem yapmış usta bir kalem. Yarattığı her karakter tıpkı bir pazılın parçaları gibi bütünü oluşturmuş dolayısıyla ortaya eşsiz bir şaheser çıkmış.
Toplumun katmanlarına kafa yoran bir edebiyatçı ve bir düşünür Rıfat Ilgaz. Bizim insanımız, bizden biri yani zira aynı coğrafyada, aynı topraklarda soluk alıp vermişiz.
Muhtevasında ironi barındıran bu şaheser, güldürürken düşündüren her katmanında ciddi çıkarımlar yapabileceğimiz somut dersler içeren bir yaşam okulu öğretisi adeta. Öğrenciler açısından bakıldığında ise bir eserin ötesinde gerçekliğin, bir sürecin, dönemin analizi.
Bu yıl Üniversitede seçmeli ders kontenjanlarında yer alan ve benimde içinde bulunduğum şube olarak bile isteye tercih ettiğimiz sinema ve edebiyat dersini alıyoruz. Dünya sinemasının yanında Türk sinemasının artık kült olmuş ve ödüllerle onurlandırılmış yapıtlarını hocamızın önerisiyle tekrar izliyor yorumlamaya çalışıyoruz.
Bu vesileyle zamansızlıktan şikâyet ettiğimiz birçok şeyin aslında önceliğimiz olmadığı için ilgimizi çekmediğini dolayısıyla duyarsız kaldığımızı söyleyebilirim. Kendi kültürümüze yabancılaşmak modern dünyanın sahte ışıltısına kapılmak önceliklerimizi de etkiliyor kuşkusuz.
Toplumları ayakta tutan kendi öz değerleridir nihayetinde öyle değil mi? Bu bağlamda kendi kültürümüzün yazılı ve görsel eserlerinin kıymetini bilmek, tarihin izdüşümlerini böylesi tutanaklardan öğrenmek dolayısıyla bu miraslara sahip çıkmak boynumuzun borcu olmalı. Eleştirinin yanında daha iyisini yapmak görev addedilmeli. Eleştirmek salt kusur bulmak değil daha iyisi için emek harcamak kafa yormak olmalı.
Benim gibi yaşı kemale ermeye başlayanlar için şu çoğunu tükettiğimiz zamanın kalanını daha nitelikli kullanma gayreti telaşı kaçınılmazdır herhalde. Torunum yaşındaki çocuklarla aynı havayı solumanın bende yarattığı deneyimin tarifi yok. Bu yüzden eğitim içeriğini bu kuşaklararası çelişkiyi hazmetmeye çalışıyorum. İşte bu yüzden bir arının üretime kattığı çabayı, peteğine süzdüğü balı daha çok önemsiyor ciddiye alıyorum. Dolayısıyla kendi kapasitemin elverdiğince, o bal arısına özenerek, elimden geldiğince çoğalmaya üreterek çoğaltmaya çaba harcıyorum. Bu her zaman böyleydi yine böyle devam ediyor. Daha iyisini yapabilmeyi deniyor kendimi aşmam gerektiğini biliyorum.
Şimdi böyle bir girizgâhtan sonra asıl mevzuya gelmek isterim. Bize yabancılaşan ya da şöyle demeliyim, bizim yabancılaştığımız kendi kültürel miraslarımızın ne denli değerli olduğunu anımsatan değerli hocamızın kulaklarını çınlatmak isterim.
İlmine zekâsına hayran kaldığımız Rovshan Mammadov hocamızdan söz etmeden, kendisinin bizi her ders şaşırtan donanımının hakkını teslim etmeden olmazdı diye düşünüyorum.
Eğitimin önemini kavrayanla kavrayamayanlar aynı kategoride değerlendirilmemeli kanısındayım. Fakat günümüz koşullarında bunun tam tersi olabiliyor. Eğitimcilerin donanımları, özverileri, mesleki tecrübeleri, yetiştirdikleri öğrenciler üzerinden kendini ortaya koyuyor zaten. Bunu biz öğrenciler veri halinde resmi bir tabloyla ortaya koyamasak da gözlem yoluyla bir sonuca varabiliyoruz. İşte bu yüzden Rovshan hocamızı ayrı bir yere koyuyorum.
Eğitim sistemi dediğimiz olgunun ideolojilerden bağımsız, ayakları yere basan, kökleri tarihsel yaşanmışlıklarla derinleşen, bunun yanında yeniliklere açık, geleneklerine, göreneklerine bağlı ama bağımlı olmayarak kendini daima güncellemesi gerektiğini düşünüyorum.
Dünya konjonktüründe her türlü mecrada rekabet edebilecek düzeye erişmek hiç kuşkusuz eğitimden geçiyor. İnsan yetiştirmek ve onu standartlara uygun donatabilmek bilinçli bir bakış açısıyla oluyor. Bu niteliksel gelişim siyasi iradenin bakış açısıyla daha da belirginlik kazanıyor.
Sadece teknik konularda gelişim göstermek değil insani duyguların insanın ruh dünyasının da gelişim göstermesi açısından çok önemli olduğunu her geçen güne metalaştırılan dünyada gözlemliyoruz. Kendi toplumunun gelişiminde yönetimsel bilincin etkisi çok büyük önem arz ediyor. Öğretmenler ortaya konulan müfredatı esas alıyor nihayetinde çünkü bu bir zorunluluk olarak sunuluyor. Böylesine ciddi bir içeriğin çok dikkatle ele alınması gerektiğini söylemeye gerek bile yok.
Azerbaycan topraklarında doğan ve eğitimini o coğrafyada tamamlayan Rovshan Mammadov Hocamızın ZBEÜ TDE bölümünde görev yapmaya başlamasıyla birlikte eğitim sistemimize kattığı değerin altını çizmek isterim. Bulundukları coğrafyada aldıkları eğitimin temelinde öz disiplinin yanında eğitim müfredatlarının niteliğinin de etkisi olduğunu düşünüyorum.
Gün içinde eğitim yönünden İster istemez hocalar arası mukayese yapıyor kendi müfredatımızla ilgili eksileri artıları değerlendirmek durumunda kalıyoruz. Nerede yanlış yapıldığının tespitini kendimizce yapmış olmanın pek kıymeti olmasa da keşke dediğimiz gerçekleri de yok sayamıyoruz. Eğitim elbette şart, nitelikli eğitim ise elzem.
Rovshan Hocamızı özel kılan sadece kendi alanında kendini geliştirmesi değil, insan beyninin kapasitesini, hacmini ortaya koyuşu ve kendisinin kişisel hafızasının eşsiz oluşu onu sıra dışı yapıyor. Bu biz öğrencileri için büyük bir şans diye düşünüyorum.
Hababam Sınıfında Mahmut Hocayı izledikten sonra Rovshan Hocamızdan söz etmeden olmazdı. Bizim değerlerimizi bizden daha çok önemsiyor ve onlara sahip çıkılması konusunda hatırı sayılı bir bilinç oluşturuyor. Öğretmenlerin kutsiyetleri öğrenciye kattığı değer üzerinden kendini yeniden inşa ediyor.
Bir toplumu inşa eden yegâne kişilerdir onlar. Aile bu anlamda her ne kadar önceliğe sahip olsa da aile fertlerini yetiştirende öğretmenler olduğuna göre bu işin gerçek mimarları sadece öğretmenlerdir. Bu kutsiyet atfettiğimiz mesleğin kendi içinde birçok sorunu barındırdığını elbette biliyoruz. Umarım gereken saygıyı öğretmenlerimize çok geçmeden iade ederiz.
Değerli hocamıza öğrencileri arasından yaşı kemale ermiş bir sözcüsü olarak kendisini sevdiğimizi ve saydığımızı iletmek istiyorum. Sizin öğrenciniz olmak bir ayrıcalık emeklerinize sağlık Rovshan Hocam.























