2026 yılı da davul zurnayla başlamadı. Çok da şaşırtmadı. Hayatımız ucuz, hayat pahalı. Kimileri ikinci maaşını cebe indirip Gazipaşa Caddesi’nde karısıyla fink atıyor, sen dolaşırken yaygın işsizlikten yürümekte zorlanıyorsun; bazıları geleceğe bile ipotek koyacak imkânı yakalamış, mutluluk yüzlerinden pembe pembe fışkırıyor; bazılarıysa çorbacının yanından geçmek istemiyor, kafası karışık çorba gibi, ümitsiz!
Animasyon hâline getirseydim, hikâye böyle başlardı…
Psikolojimiz bozuk diye yazmayalım mı? Yazmasak, çizmesek delireceğim artık. O derece! (Bu da animasyon kahramanının bu duruma çare aradığı, elleri cepte, Zonguldak şairleri pozisyonunda, düşünceli yürüdüğü sahne!)
Sosyolog filozof Jean Baudrillard’ın simülasyon teorisi, 1999 yılında Matrix filmine ilham oldu. Kısaca, yaşadığımız hayatların bir kurmaca olduğu söyleniyordu filmde. Gerçekse bambaşkaydı! Ama neydi?
Aslında, felsefi olarak daha çok varoluşsal nedenlerle de olsa, “İnsan nereden geldi, nereye gidiyor?” sorusu kaçınılmazdır. Artık yapay zekâ (AI) ile birlikte bu merak paradoksal bir hâl bile almıştır. İnsan zekâsı makinelere aktarıldığına göre, sanki yalnızca zekânın içeriğine odaklanan bir yoğunlaşma söz konusudur. Çünkü zekâsını kullanamayan, olduğu yerde sayıyormuş gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.
5–10 sene kadar önce ise post-truth kavramı konuşulmaya başlandı. Yani hakikat sonrası, ya da algılarımızda gerçeğin pirelenmeyle yer değiştirmesi. “Pirelenme”yi özellikle kullandım. Başka kelimeler daha uygun düşebilir ama pirelenme, tam da “lan, n’oldu şimdi?” dediğimiz bir duruma işaret ediyor.
“Lan n’oldu şimdi” dediğimiz an da ise ikinci Donald Trump dönemi başladı ABD’de. Tam da uluslararası düzeni sallamayan, Simpsons’lardan yaşadığımız hayata fırlatılmış lider örneğine ihtiyacımız varmış gibi. Şimdi bu da kanıksanıyor. ABD’nin dünyanın efendisi olma fikri yeni değil. Bu derece pervasızlık gelişen teknoloji ile birlikte göz önünde olmamıştı sadece. Eskiden kurmaca da olsa efendi bir dil kullanmaya çalışan bir medya vardı! Dünya da yönetenler bu derece umursamaz bir liderliğe geçmemişti. Biz sadece Hitler’in manyak olduğuna alıştırılmıştık! Şimdi dünya ne ektiyse onu biçiyor. ABD nereye göz dikerse orası karışıyor. Trump Show’un bugün ne üreteceğine zorunlu abone olmuş durumdayız. Nefretiks bir söylemle her bölüm birbirinden çiğ. Ama insanlar yamyam gibi kindarlık tüketmeye alıştırılıyor zaten.
Pixar bu yılın en hızlı animasyonunu sunar: Bay Trump yazdı. Delta Force Venezuella Macerası! Netflix’ten bile izlemenize gerek yok. İnstagramınız da, facebook’unuzda… İhayla, sihayla, dronla tepeniz de, arka beriniz de!
Artık bir animasyondayız! Yeni sürüm çeteler bile animasyonlardan ilham alıyor: Casper’lar, Şirinler, Daltonlar… Hepsi bir şirinlik abidesi… Çizgi filmlerde ölümler korkunç olsa da, gerçek olmadığından kopan kafaya, ezilen kahramana sonuçta bir şey olmaz. Bir sonraki sahnede de hiçbir şey olmamış gibi harekete devam edilir.
Gerçek hayat böyle değil ama her şeyi çabucak kanıksadığımız için söylemler, sloganlar bile havada kalıyor ya da kimsenin o içtenlikle, kendiliğinden hareket edemeyeceği bir duruma dönüşüyor. Hissiz bir farkındalık dönemi bu. Bilinci uyarıyor ama tüm vücut uyuyor. Çünkü seyirci olmaya öyle alıştırıldık ki, başımıza geldiğinde bile kanıksamaya alıştırılıyoruz.
Aslında bunlara kafa takmaktan, gerçekten söylememiz gerekenleri de söyleyemiyoruz. Bu, ustaca yapılan bir şey. Her dönem insan hayatı çok ucuzdu. Can dostlarımızı, en azından vicdanımızda, kendimizden ayırmazdık. Çünkü koşullar onlar için çok zor düşüncesiyle hareket ederdik.
Kedi köpek nefreti ekilen bir toplum, her şekilde insani değerlerini kaybetmeye mahkûmdur. Adı bile Merhamet olan bir köpecik, soğuktan sığındığı metroda kazma kürekle öldürülüyor. Belediyelerin işe aldığı insanlar bu tipteyse, artık düşünün.
Animasyonla da uğraşan bir yazar çizer olarak şunu diyebilirim: Masadan kalktığımda, sokağa çıktığımda, alışverişe gittiğimde, hastanede, dolmuşta, üst geçitte gerçek yaşam en basit hâliyle kendini gösteriyor: Soğuk… Yalnız… Her şey bir an sonra bitebilir…
“Kendinizin en iyi versiyonu olun.” diye bir söz vardır. Hayatta kalmaya çalışın. Birbirinizi de düşünün. Kimin kime ne zaman ihtiyacı olacağı belli değil.
Böyle bir animasyon nasıl biter? Ancak eninde sonunda her şey biter.























