“Yanlış dünyaya karşı olmak, ancak kendine karşı olmakla tamamlanabilir.” Tristan Tzara (Dada) (Oğuz Haşlakoğlu’ndan) “Kültürleştikçe metalaşıyor.” (Ben)
Gerçekleri söyleyememek, söylesen önemsenmemek, görünür olamamak… Ki “görünür olmak”, “sürdürülebilirlik” gibi kavramsalcıların pek sevdiği fiyakalı laflardandır! Resim Bölümü veya benzeri bölümlerden mezun olanların çoğunun problemi bu tür şeylerdir.
Severek girdiğiniz bir bölümden, kurtulduğunuza sevinerek çıkmak, resim eğitiminin yeniden ele alınmasını gerektiren bir olgudur. Bu konuda birçok şey söylendi ama adamakıllı bir uygulamaya geçen varsa, ben bilmiyorum.
Resim Bölümü öğrencisinin umutsuzluğunun sebebi, okuduğu bölümün ardından aradığını bulamamış olmasıdır.
Bir kere, o kitaplardaki sanat dünyası diye bir şey asla yok! Karşınıza eserlerinizi sergileyeceğiniz Instagram dışında bir şey çıkmıyor. Pinterest var, bir de… Yüzüne bakan yok. O kadarı bile meçhuller içinde zaten limitini almış; size yer yok. İnternet üzerinden satış yapmak fenomen bir rolü zorunlu kılıyor. Yapabilen var, yapamayan var.
Koca koca sanat kitapları, özlediğimiz sanat ortamının yokluğu üzerine kurulmuşsa peki gerçekte ortada ne var? Ortada, resim malzemelerinin tüketilmesiyle ilgili bir piyasa bekliyor sizi. Ressamı destekleyen tek şey, kendi varlığı! Resim sanatını var eden ressamın önündeki piyasa, kedi köpek maması piyasası gibi; özneye katkısı olmayan, bazı tüccarlara yarayan bir döngü maalesef.
Yetenek kimsenin umurunda değil. Sanatsal görüşlerinizin ise yüzüne bakmıyorlar. Ama duvarına çakma tablolar asan, sözde nitelikli bir kesim; dekoratif bir fon içinde, her şeyden habersiz dizisini izliyor ya da gününü ofisinde geçirip gidiyor. Bazı kurumlarda ise depolara atılmış, ne yapacaklarını bilmedikleri tuvaller; aklı iki gıdım bir hizmetlinin, günün birinde yapacağı genel temizliği bekliyor. Hikâye budur. Ama çok az bir kısmıdır.
Sanatçı olacaksın ve çok büyük eserler vücuda getirip insanları büyüleyeceksin! Nerede o hayali dünya? İnsanların sergi salonlarına hayatında ortalama sıfır virgül bilmem kaç kez uğradığı bir ülkede… Hoş, açılan nitelikli sergilere ulaşmak için küçük bir serveti elden çıkarmalısın. Bu küçük servet de bazılarına göre küçük! Örneğin üç gün çalışıp, geri kalanında kazandığı maaşı değerlendirmekle meşgul olan; akademisyen ve makbul sanatçı tipi gibi görünen bu kesim için.
Bu durumu önemsemeyen bürokratik bir sistemde ne yapabilirsin?
Yapay zekâ ile de yarışacaksın şimdilerde ve eliyle, fikriyle hiçbir şey üretemeyen kişilerle aynı kulvarda yarışacaksın; bütün hayatını hiçe sayarak. Buna da alışacaksın, zaten başka şansın varmış gibi…
Sanatçı yetiştiren bir bölümden mezunsan, bunlar seni bekleyenlerin çok az bir kısmı. Görünürlük ise al sana görünürlük! Sürdürülebilirlik ise al sana sürdürülebilirlik! Her şey karikatür gibi! Tabii mizah duygun kaldıysa…
“Sanat sepet işleri” diye bir küçümseme vardır akademik çevrelerde. Nedense bunu daha çok, sanatla alakalı olduğunu düşündüğümüz kişiler kullanır. Belki de sanatsal yaraları çok derindir de ondan böyle konuşmayı seçiyorlardır, kim bilir?
“Sanat sepet işleri” diye bir küçümseme, bu bölümde okuyan ve emek verenlere hakarettir arkadaşlar. Zaten değerini bulamayan bir disipline (disiplin! Al bir kavramsallaştırma daha… Çok disiplinliyizdir.) bir de bu şekilde hakaretlerle boyutsuzluk vermenin nedenleri şöyle sıralanabilir: tükenmişlik, bıktırıcı tekrar, paranın sanat konusunun önüne geçmesi vb. Akademik çevreleri küçümseyemem. Bunları sorgulayanların olduğunu biliyorum. Umarım gelecekte etkin olurlar.
“Sanat sepet işleri”
“Sanat sepet işleri” diye bir küçümseme ile karşılaşırsanız, söyleyen kişiye bakın. Eğer kazandığı parayı sanatla alakalı bir bölümden sağlıyorsa, karşınızdaki sistemin deforme ettiği bir görüntüdür. Ağzına dolanmış biriyse, zaten sanatı hafife alınca kendini bir bok falan zanneden salağın tekidir. Geçiniz.
Sanat, sevmeden yapılabilecek bir şey değildir. Zanaat ve diğer mesleki olgulardan sanatı ayıran en önemli şartlardan biridir bu. Çok şükür, sanattan nefret eden sanatçı tipini de uzun süredir oluşturdular. Çünkü sanat alanında, uzun süredir bu tür küçümsemelere yanıt aranmadı. Ancak sonunda sanatı yapa yapa sepet yaptılar. Hem de işlevsel oluyor o zaman!
Sanattan nefret eden sanatçı tipi her şeyi yapar. Para için de sanat yapar, ısmarlama sanat yapar, sanatla uğraşan birini kıskanır, arkasından dedikodu da yapar. Kısacası sanatçıyı inşa eden değerler sistemi bozulmuştur. Bunun en büyük suçlusu akademilerdir. Ancak daha doğrusu, buraların gelişmesine engel olan sığ kafalı yöneticilerdir.
Sanatın sürekli gelişip büyümesi gerekir. Sanatın sürekli baskılandığı ortamlar, sonuçta aptallaştırmaya yarar. Aptallaştırma da kültürel bir tercihtir. “Bize üreten, yaratan sanatçılar değil; tüketen, taklit eden hobiciler lazım.” denmek isteniyorsa, sanatın kültürel metalaştırılmasıyla mimesisler (taklit ve öykünmeye dayalı temsil anlayışı) oluşur.
Tüm bunların dışında, sanatı oluşturan değerlerin özünden giden değerli insanlar yok değil. Onlar, dünyanın nitelikli ve iyi bir yer olması için gerekli olan kesimdir. Hikâyenin o bölümünü yazacak sanat tarihçilerine ihtiyaç var.
Bir sitem bir “hadi bakalım?”
BEÜN Rektörü İsmail Hakkı Özölçer’e geçen yılın sonunda tam 5 kere verilen mailinden ulaşmaya çalıştım, bir yüksek lisans öğrencisi olarak. Rektör neredeyse her gün yerel basında… Ama öğrenciye ayıracak vakti yok (mu)?
“Hadi bakalım” ise şu! Metin Demir, Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı. Kendisini kariyerinin ilk başlarında Yeni Adım gazetesinden tanıdım. Demir ailesinin okumuş, eğitimli bireyi olarak dikkat çekti. Son dönemlerde yurt dışı gezilerinde vb. haberlerini ara sıra gördüm ama demeçler dışında bir etkinlik gözüme çarpmadı. Atilla Öksüz ile bir röportaj yapmış ve Asma tarafındaki tesisler de filan yapılan faaliyetlerden bahsediliyor. Domates tesisi ilginçti. Umut verici hakikatten… Mobilya tesisinde ise Zonguldak’ın batmadığını, dönüşmesi gerektiğini söylüyor; yapısal olarak dikkat çekiyordu. Umut verici bazı istihdamlar var gibi.
Zonguldak’ın da buna ihtiyacı var. Umarım işçinin de hakkını veren eli yüzü düzgün bir girişim olarak Zonguldak için milat olur.























