Akşama doğruydu ama henüz açıktı gökyüzü. Pazar günü, kafamızı dinlendirdiğimiz bir gün sözde… Saat yedi buçuk diyelim… Zonguldak’ta gidilecek-serinleyecek yerler belli. En bilinen güzergâh sahil yolu…
Yeni düzenlenen Kordonboyu’ndaki tahta oturmalıklarda belki üç, belki dört kere oturdum şimdiye kadar. En uzun oturuşum oluyor. Çünkü balıkçı lokantalarının önünde bir süredir keyifle dinlediğim müzisyen genç ve arkadaşları müzik yapıyorlar. Sevilen ve herkesin dinlediği gitarla çalınan parçalara zaman zaman dudaklarım eşlik ediyor.
Daha şimdiden boyası aşınmaya başlamış bankta önümden geçenler de en azından bir süre gençlerin müzik yaptığı oturmalık önünde duruyor, keyifle güneşi batmakta olan Zonguldak’ın tadını çıkartıyorlar. Kızlı erkekli bir genç grubu müzik eşliğinde bedava bir mekân yaratmış olmanın da keyfini sürüyorlar. Hepiniz Beyoğlu’n da veya başka tatil yörelerinde görmüşsünüzdür. Yetenekli sokak müzisyenlerinin hem kendilerini tanıttıkları, hem gençlerin harçlıklarını çıkarttıkları doğal bir ortam. Peki bu keyfi bozmanın ne âlemi vardı?
Birazdan zabıta, güvenlik elinde telsizli cengaverlerden filan birileri gelip gençleri uyarıyor. Bu her şeyden önce bizim gençlerin güvenlikçi denen engelleyicilerle olan sayısız dansının bir küçük provası olarak zaten gözüme hoş gelen bir sahne değil hiçbir zaman. Duruma yanımda oturan çiftin kendi aralarında “ne karışıyorlar çocuklara, istedikleri yerde müzik yaparlar.. Kime zararları var?” sözleri üzerine dikkat kesiliyorum.
Bir süre herkesten uzun ve yapılı olan güvenliğin ya da zabıtanın gençlere ve olasılıkla telsizden amirine bir şey anlatmasını izliyorum. Orada başından beri toplanıp çalınan parçalara eşlik eden gençler yavaş yavaş dağılıyor. Gitar toplanıyor. Birileri gençleri ciddi ciddi şikâyet etmiş belli. Nihayet benim sorunlu telefonla uzaktan da olsa fotoğraflarını çekmeye karar veriyorum.
Sonra çok az genç kalıyor, en başta da müzik yapan genç. O da gitmeden oraya doğru yürüyorum. Balıkçı lokantalarının sahiplerinden bazıları tanıdık. Hepsi de gençlerin müzik yapmasından rahatsız değil. Rahatsız olanı biliyorlar zaten. Yanlarına gidip muhabbetlerini bölüp kimin şikâyet ettiğini öğreniyorum. Yani akşam akşam keyfimi kaçıran pürüzlüğü çıkaranı öğreniyorum. Oldum olası sokak müzisyenlerine, sanatçılarına kimler niye kafayı takar, merak eder ve kızarım. Bu mekânın az ilerisinde bir sahne var. Haftanın belli günleri başka müzisyenler Sahil Konserleri adı altında çok daha sesli (gürültüyse daha yüksek, onu da şikâyet etmiş midir?) müzik yapıyorlar. Gençlerden azımsanmayacak bir kalabalıkta toplanıyor doğrusu. Organizasyon onlara aitse Zonguldak Belediyesinin gençler için yaptığı en iyi şey.
Peki ama aynı güzergahta kendi yaratıcılıklarını ve cesaretlerini kullanarak söz ettiğim genç müzisyenlerin daha lokal yaptıkları ve Kordonboyu’na renk kattıkları etkinliği şikayet etmek niye. Çıkardıkları ses ise taş çatlasa iki oturmalık öteye uzanıyor… Oysa öyle gürültü çıkaran arabalar, bangır bangır kalitesiz müzik savuran sürücüler var ki Zonguldak’ta… Edeceksen şikâyet, onları et.
Üç beş kuruşunun peşinde yetenekli insanların sokaklarımızı caddelerimizi renklendirmesinden size ne? Ya da ede ede bunu mu buldun şikâyet edecek? Pazar akşamımızı da umutsuzlanarak geçirdik sayende … Bir şarkı var dı ama sen ne anlarsın ki: “Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime…”























