(GENÇ BİR AKADEMİSYENE ATILAN ATEŞİN ÖYKÜSÜ!)
Değeri Okuyucularım,
15 Temmuz 2016 FETÖ kalkışmasının hemen ardından, bu kalkışma ile ilgili olarak, hükümetin, tüm kamu kurumlarına yazılı, sözlü, gizli-açık bir talimatının olduğundan, o günleri yaşayanlardan ve bilenlerden az çok haberdar oluyorduk.
Bu talimat ile kurumlarında bu örgüt mensubu ya da örgütle bağlantılı olduğu bilinen ya da bağlantılı olduklarına dair ihbar ve iddialar olan, her düzeydeki personel hakkında gerekli araştırma, soruşturma işlemlerinin acilen başlatılması ve süreçten bilgi verilmesi isteniyordu.
Kendilerinden, böyle bir görevin istendiği kamu görevlilerinin büyük bir bölümünün ise, örgütün öneri ve tavsiyeleri ile o makamlara gelmiş olan vali, rektör, genel müdür gibi üst düzey bürokratlar oldukları da açıktı. (Zira, başka türlü o makamlara gelmeleri çok zor olurdu!).
Şimdi, kalkışmadan iki gün sora, onlardan, dün cemaat mensubu, ya da taraftarı oldukları için kurumlarında itibar gören, bu nedenle de değerli olan, ya da FETÖ’cü oldukları iddia edilen personel hakkında, acilen işlemlerin yapılması isteniyordu!
Kurumlar bazında yapılan bu ilk fasıl soruşturmalarda önceliğin ve öncelikli hedefin, bu soruşturmaları yaptıranların Fethullahcı olmadıklarını göstermek ve devletin emrinde oldukları mesajını vermek olacağı açıktı. Bunun için de, öncelikle, olabildiğince fazla sayıda kurum çalışanı hakkına, bu konuda, araştırma yapılmalı, soruşturma açılmalı idi.
Onlar da öyle yaptılar ve kendilerine çay-kahve servisi yapanından kendi yardımcılarına kadar, bildikleri, şüphe duydukları; haklarında, şikâyetler, kişisel husumet duyguları ile müfteri ihbarları alınan personel hakkında soruşturma, karalama ve itibarsızlaştırma fırtınaları estirilmişti.
Bu başlatılan soruşturmalar; çok büyük bir bölümü, yıllarca süren tutuklanmalar, ağır ceza yargılamaları ile devam eden; sonunda ağır cezalarla ya da beraat ve kısıtlamalarla sonlanan çok sıkıntılı, üzücü süreçlerin başlangıcını oluşturmuştu.
Yıllarca hapishanelerde yattıktan, yakınları ile derin üzüntüler, ağır çileler, sıkıntılar çektikten sonra, yüzbinlerce vatandaşın suçsuz olduğu da ortaya çıkmıştı.
Fethullahcı olma ya da bu örgüte yardım ve yataklık yapma iddiaları ile yargılananların ve cezalara çarptırılanların birçoğunun, bu yapılanmayı menfaat paylaşımı ile ya da aldatılarak besleyip büyüten etkin ve yetkin suçlulardan ziyade, ateş olsa cürümü kadar yer yakacak konumda olan etkisiz, yetkisiz geniş halk tabakasından kişiler olduğu da görülüyordu. (İleriki zamanlarda, mücadele cephesinin çok geniş tutulmasının, mücadeleyi zayıflattığı ve toplumsal yarayı daha da arttırdığı da anlaşılacaktı!)
YAKINIMIZDA YAŞANANLAR
Her kurumda olduğu gibi, Üniversitemizde de, haklarında, zulüm, çile süreçleri başlatılıp yıllarca yargılandıktan, hapishanelerde yattıktan, kendileri ve aileleri ağır bedeller ödedikten sonra mahkeme kararları ile aklanalar da az değildir.
Bu zulüm ve çile süreçlerinden sonra, aklanan yüzbinlerce vatan evladından birisi de, Üniversitemizin bir genç öğretim üyesi idi (*). Çektiği çilelerin yıprattığı kalbi dayanma gücünü yitirmiş ve aklanmış olmanın karşılığını göremeden, yakın bir zaman önce, genç yaşta aniden aramızdan ayrılmıştı.
Burada, belki yüzbinlerce benzerleri gibi, ağır bedeller ödedikten sonra aklanan, ancak aklanmış olmanın huzurunu yaşayamadan, genç yaşta aramızdan ayrılan bu akademisyen kardeşimizin çok üzücü öyküsünü, burada kısaca özetlemek istiyorum:
. Ülkemizin büyük üniversitelerimizden birinde, saygın bir cerrah profesör babanın üç evladından birisi idi.
.Kendisi bu üniversitenin zor bir bölümünde doktorasını yapmış ve doktora sonrasında, Üniversitemizin bir öğretim elemanı ilanına başvurmuş başarılı bulunarak Yrd. Doç. olarak atanmıştı.
. Görevinde başarılı bir sağlık çalışanı ile evli ve bir evlat babası idi.
.Üniversitemizde 10 yıl kadar süren başarılı bir Yrd.Doç. Öğretim üyeliği görevi dışında, bir idari görevi olmamış; öncesinde ve bu görev döneminde işlediği hiçbir suç kaydı bulunmamakta idi.
. Hayat normal akışında devam ederken, 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi olmuştu.
.Darbenin hemen sonrasında, tüm kamu kurumlarına olduğu gibi, Üniversitemizde de, Fetöcü olduğu az-çok bilinen; bu konuda, haklarında, doğru, yanlış ihbarlar, husumet karalamaları olan her düzeydeki üniversite personelinin, araştırılması,belirlenmesi ve haklarında gerekli işlemlerin başlatılması istenmişti.
Yönetim de bu istek üzerine, bu konudaki faaliyetleri yapmak üzere, komisyonlar oluşturmuş, bağlı birimlerden bu kapsama giren ya da girme ihtimali olan personelin Makama iletilmesi istemişti. Haklarında soruşturma başlatılan ve yargıya intikal ettirilenlerden birisi de burada trajik öyküsünü özetlemeye çalıştığım rahmetli yardımcı doçent arkadaşımız idi.
. Görevine son verilmiş, bir yıl kadar tutuklu, beş yılı tutuksuz olmak üzere, 6 yıl süren ceza yargılaması sonunda beraat etmişti. Beraat kararı temyizde de onaylanarak kesinleşmişti.
. Tutukluluk dışındaki işsiz, maaşsız geçen beş yılda, bulabildiği asgari ücretin de altında, durumuna uygun olmayan işlerde zaman, zaman çalışma imkânı bulsa da, ailenin geçimini eşi sağlamış,kendisi de eşinin ve ailesinin maddi ve manevi desteği ile ayakta kalmaya çalışmıştı.
. Yaşadıkları sıkıntılı, üzücü süreçler, yakınlarında da sağlık sorunlarına ve bu arada şen, şakrak okuluna gitmekte olan biricik evlatlarının da (muhtemelen babasının FETÖ’cülükle suçlanmış olmasından kaynaklanan olumsuzluklar yüzünden!), psikolojisinin bozulmasına da neden olmuştu.
.En son, göreve iade mahkeme süreci devam ederken, Zonguldak’ın bir ilçesindeki bir özel sektör kuruluşunda, işsizlik döneminde elde ettiği iş güvenliği sertifikası ile asgari ücretin biraz üstünde bir ücretle işe başlamıştı.
.Ancak, bir gün, sabah işe gelmediği anlaşılınca, işverenin kendisine sağladığı yatakhane odasında, cansız bedenine ulaşılmıştı.Ölüm nedeni ile ilgili bazı söylentiler olsa da, otopsi raporunda ani kalp rahatsızlığı olduğu ifade edilmişti.
Rapor öyle olsa da, çektiği tahammülü zor sıkıntıların, acıların kalpte yarattığı tahribatın etkisinin olduğuna da kuşku yoktu.
SORUYORUM!
Bilhassa kendilerini aklama arayışlarının önde olduğu, belgeli/belgesiz iddialarla açılan soruşturmalarla başlatılan ve yıllarca devam eden yargılamalar sonucu, haksız yere, hayatları mahvedilenlerden, yuvaları yıkılanlardan; bu zulüm sürecinde görev almış yetkililerin ya da onların yerine devletimizin, bu mağdurlardan özür dilemeleri, onlarla helalleşmeleri gerekmez mi?
Ancak, helalleşmenin kutsal, insani ve duygusal bir davranış olduğu hepimizce bilinmektedir. Olayımızda olduğu gibi, on binlerce, yüzbinlerce insanın haksız yere böyle felaketler yaşamasında etkin ve yetkin olanlardan, kazanılmış haklarını iade etmemekte direnenlerden, herhalde böyle kutsal ve insani davranışlar beklenemezdi!
Burada, değerli akademisyen kardeşimiz gibi aklanan mağdurlardan aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı ve olabildiğince mutlu olmaları dileklerimi arz ederim. Yaşananlardan ders alınmasını, böyle sosyal felaketlerin bir daha yaşanmamasını dilerim.
(*) Aileni isteği ile adı belirtilmemiştir.)
Şenol Kuşcu, Emekli Öğretim Üyesi, Şubat 2025, Zonguldak
























Çok değerli Doktorum, Sayın Hocam, Üzüntünüzü tazelediğim için de üzgünüm. Sizlere tekrar baş sağlığı ve sabır gücü dilerim.
Yazınızı göz yaşları mı tutamıyarak bir kaç kez okudum. Bağdat harap olduktan sonra bile aileyi koruma içgüdüsü ile nezaket gösterdiğiniz; isim vermediginiz babayım. Oğlumu, ailesini de hasbelkader komşuluk ilişkisinden tanıdığınız bu Yard. Doc. Dr.'un ölüm sebebi bence doğal değıl; intihar olma ihtimali söz konusudur. Bütün bunların hesabı oğlumun ölümü ile birlikte mahşere kalmıştır. Tek tesellim sizin yazınızla oglumun masumiyetinin vurgulanması; ancak bazı ama, ancak, gibi bazı yorumlarda insanlarda yerleşen peşin hükümün halâ devam ediyor olması ise dayanılmaz üzüntü kaynağımızdır. Saygılarımla arz...