Değerli Okurlarım,
Ülkemizde, büyük üzüntü kaynağı olan işsiz üniversite mezunları sorunu sürerken, bu günlerde de (YKS) yükseköğrenim kurumları sınavlarına giren üç milyonu aşkın öğrencimiz de aldıkları puanlarla isteklerine uygun bölümler bulma ve tercih yapma telaşını; çok önemli bir bölümü ve aileleri de bir tercih yapamama sıkıntılarını yaşamaktadırlar.
Burada, son birkaç yıldır, her üniversitemizde, giderek yaygınlaşan, ancak pek konuşulup tartışılmayan, çok önemli olduğuna inandığım bir beyin gücü ve kaynak israfı sorununa değinmek; konuyu, özellikle ülkemizi yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların bilgilerine arz etmek istiyorum.
Bilindiği üzere ülkemizde, son birkaç yıla kadar, yüksek öğrenime olan talep her yıl artarak devam etmiş ve YSK’ye giren öğrencilerin sayısı, milyon düzeylerinden 3.5 milyona ulaşmıştır.
Belki bu talep artışının süreceği de düşünülerek, bir planlamaya dayanmadan; istihdam imkânları ve nitelik de göz ardı edilerek, bilim dışı yaklaşımlarla, bu süreçte, ülkemizdeki üniversitelerin ve üniversitelere bağlı yüksek eğitim birimlerinin sayıları da hızla artmıştır.
Bu artışlara paralel olarak, kontenjanlar da artmış; ikinci öğretim yapılan bölümler de yaygınlaşmıştır. “Üniversiteler, iş bulma kurumları değildir” yaklaşımı ile öğrenci sayılarının artması hep teşvik edilmiş, fazlalığı yükseköğrenim kurumlarının yöneticilerinin başarı ve itibar kriteri haline gelmiştir.
Bu talep ve öğrenci artışlarını karşılamak üzere de, büyük kaynaklar harcanarak, her ilde, ilçelerde, görkemli üniversite kampüsleri oluşturulmuştur. Bu kampüslerde, modern, devasa binalar, sınıflar, salonlar, laboratuvarlar, sosyal mekânlar yaratılmıştır.
Yine bu yükseköğretim kurumlarına öğretim üyesi yetiştirilmek üzere, yurt içindeki gelişmiş üniversitelerde, yurt dışına gönderilerek ve kendi üniversitelerinde, büyük emeklerle on binlerce doktor, doçent, profesör ünvanlı çok sayıda, önemli akademisyen kadrolar oluşmuştur.
Günümüzde ise;
.Başta üniversite mezunlarının %25-30’nun işsiz olması; pek çoğunun da meslekleri ile hiç ilgisi olmayan işlerde çalışıyor olmalarının üzüntüsü,
.Tercih edecekleri bölümleri tercih etmek için zorunlu olan taban puan ve başarı sıralaması koşullarını sağlayamamaları; ekonomik nedenler olmak üzere,
pek çok nedenlerle, son yıllarda, ülkemizde de, yüksek öğrenime olan talepler her yıl azalmaktadır. Uzmanlar, otomasyon, yapay zekâ alanındaki gelişmeler ve ülkemizdeki nüfus artışının yavaşlaması gibi nedenlerle bu azalışın devam edeceğini ifade etmektedirler.
Bu talep azlığı ve tercih yapacak öğrencilerin başarı sıralaması ve taban puan koşulunu sağlamaması nedeniyle, son yıllarda, özellikle taşra üniversitelerinde ve gelişmiş üniversitelerin bazı bölümlerinde tercih edilmeme ve kontenjanları dolduramama sorunları yaşanmaktadır.
Bunun sonucu olarak da, bu durumdaki bölümlerde görev yapan akademik personel, yeterince yararlı olamamanın ve tercih edilmemiş olmanın burukluğunu yaşarken; onlarca, yüzlerce kontenjanlara göre oluşturulmuş olan muazzam fiziksel alt yapı imkânlarından da yeterince yararlanılamamakta ya da atıl kalmaktadır.
(Bu olumsuz ortamların olduğu bölümlerde görev yapmakta olan akademisyenlerden bilimsel araştırmalar yapmalarını beklenmek de gerçekçi olamamaktadır.)
Bu durumun, çok büyük emek ve kaynaklarla oluşturulan çok değerli akademik personel varlığının ve fiziksel altyapının israfı anlamına geldiğini söylemeye gerek yoktur.
İsrafın boyutlarının büyüklüğünü anlamak için, Üniversitelerdeki tüm bölümlerin internet ortamında yer almakta olan 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait taban puanları, başarı sıralamaları, kontenjan azalışları ve dolmayan kontenjanlar ile ilgili bilgilerin yer aldığı sayfalara bakmak yeterli olacaktır.
Örneğin, üniversitelerimizde mevcut İnşaat Mühendisliği bölümleri ile ilgili, “2024-2025 yılı taban puan ve başarı sıralamaları listesinde yer alan, devlet ve vakıf üniversitelerimizdeki 128 inşaat mühendisliği bölümden, 84’ünde, beşler, onlar düzeyine düşürülen kontenjanlarının bile, dolmadığı ya da bir iki yerleşenin olduğu görülmektedir. ( Bir diğer üzücü durum da, bu bölümlerle, gelişmiş üniversitelerin türdeş bölüleri arasında 150-200’leri bulan taban puan farklarının olmasıdır.)
Mühendislik fakültelerinin en fazla kadroya ve eğitim-öğretim altyapısına sahip olan en önemli bölümlerinden birisi olan İnşaat Mühendisliği Bölümlerinde durum böyle ise, istihdam imkânları kısıtlı ve arz fazlası olan diğer mühendislik bölümlerinin ve işletme-iktisat, eğitim, ziraat fakülteleri gibi fakültelerin durumlarından söz etmeye gerek yoktur.
Özellikle, tüm taşra üniversitelerinde olduğu gibi üniversitemizde ve komşu illerdeki üniversitelerde de, 10-15’ler düzeyinde, profesör ve doçent ünvanlı öğretim üyelerine ve çok iyi eğitim-öğretim altyapı imkânlarına sahip olduğu halde, genelde, az gelişmiş ülkelerden gelen birkaç öğrenci ile varlığını sürdürmeye çalışan, kapanan bölümlerin olduğu da bilinmektedir.
Sözün özü, günümüzde, ürettiği işsiz mezunlarla, dışarıda sorun yaratan üniversitelerin, içerde de yeterince değerlendirilemeyen ya da atıl kalan akademik kadro ve eğitim-öğretim imkânları israfları ile sorun yaratır olması çok üzücü bir durumdur.
Bu sorunların sorumlularının da, bir planlamaya dayanmadan, arz-talep dengesi düşünülmede, bilimsel esaslar göz ardı edilerek, bu kadar çok sayıdaki üniversiteleri ve bağlı birimleri açan ve açılmasına izin veren mevcut Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi ile sadece öğretim kadrosu ve fiziki altyapı yeterliliğine bakarak, üniversitelerden gelen her bölüm açma talebine onay veren YÖK olduğu bilinmelidir.
(Bu arada, 2547 Sayılı YÖK Yasasında, yükseköğrenimin planlanması görevinin, Cumhurbaşkanlığı Makamına verildiği de unutulmamalıdır.)
Ülkemiz için çok büyük ve önemli akademik personel ve kaynak israfı olan bu sorunun, üniversiteler, YÖK ve diğer ilgili ortamlarda görüşülüp tartışılmasının, çözümler üretmesinin zorunlu olduğuna inananlardanım.
Yapılması gerekenler kapsamında,
Bu konuda, öncelikle sorunun boyutları belirlenmelidir. Bunun için de, üniversiteler ve ülke bazında, kapanan ve 2-3 yerli-yabancı öğrenci ile varlığını sürdürmeye çalışan bölümlerin; buralarda kendilerinden yeterince yararlanılamayan, atıl kalan akademik personelin ve fiziksel altyapı varlığının bir envanteri çıkarılmalıdır. Sonrasında da bu çok değerli beyin gücünün ve altyapı varlığının ülkeye ve insanlığa daha faydalı hale getirilmesi üzerinde çalışmalı ve yolları araştırılmalıdır.
Kim bilir belki de, öğrencisiz kalan hocalarımızdan durumu uygun olanların, gönüllülük esası ve çeşitli teşviklerle;
.Öncelikle ihtiyaç duyulan başka üniversitelerde ve ilgili araştırma merkezlerinde yararlanılması,
.Bu tür bölümlerde görev yapan hocalarımızdan uygun olanlarının, ülkemize öğrenci gönderen ülkelerdeki ihtiyacı olan üniversitelerde, (devletin de desteğinden, ülkelerine dönen mezunlarından ve kişisel ilişkilerden yararlanma gibi yollarla ) görev almalarının teşvik edilmesi,
.İlgi alanları ile ilgili kamu ve özel sektör kuruluşlarda ve onların önemli mesleki projelerinde, danışman, müşavir, proje yöneticisi gibi görevlerde yararlanılması, (Bu satırların yazarı, Bursa Büyükşehir ve Alanya Belediyeleri, GAP idaresi başkanlığı gibi kamu kurumlarının teknoloji yoğun mesleki projelerinde, Üniversitesi adına, yıllarca müşavir ve proje yöneticisi olarak görev yapmıştır.)
.Bu durumdaki hocalarımızın da, kendi çabaları ile durumlarına uygun alanlar bulması gibi çözümlerin yararlı olabileceğine inanmaktayım.
Konuyu ülkeyi yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların bilgilerine saygı ile arz ederim.
Bu arada, bu günlerde, meslek seçimi, üniversite ve bölüm tercihi yapma durumunda olan öğrencilerimizin doğru tercihler yapmalarını; istedikleri bölümlerin öğrencileri olmalarını; bir yere yerleşemeyen ve tercih yapamayan sevgili gençlerimizin üzülmemelerini, gelecek yıla hazırlanmalarını ya da başka meslek edinme yollarına yönelmelerini dilerim.
Son günlerde hepimizi derinden üzen orman yangınları ile mücadelede can veren kardeşlerimize Allahtan rahmet, mücadele edenlerine güç, kuvvet dilerim.
Şenol Kuşcu, Emekli Öğretim Üyesi, Temmuz 2025, Zonguldak
Bir not: Bundan önceki yazımda, sonraki yazının, o yazının devamı olacağını belirtmiş isem de böyle bir yazının güne daha uygun olacağını düşündüm. Saygı ile arz ederim. Ş.K.
.
.
























Eğitim sisteminin malesef üniversite öğrencilerinin çoğunun kendi mesleklerinde çalışma imkanı sunamamaktadır. Gereksiz ve çok sayıda açılan üniversitesi sayımızın günün koşullarına göre yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir diye düşünüyorum sayın hocam kaleminiz daim olsun