Değerli Okurlarım,
Üniversitelerin başlıca görevleri;
.Ülkenin ihtiyacı olan alanlarda, yükseköğrenim görmüş nitelikli meslek elemanları yetiştirmek,(eğitim-öğretim yapmak)
.Bilim adamları yetiştirerek, bilimsel araştırmalar yaparak bilinmeyen konularda yeni bilgilere ulaşmak ve yayınlamak; ülkedeki ve dünyadaki gelişmeleri izlemek,
.Toplumun sorunlarına çözümler üretmek ve yol gösterici olmaktır.
Bu fonksiyonlara sahip olan Üniversiteler gerçek üniversitelerdir. Önceliği bilim için değil; doktor, doçent, profesör olma şartlarını sağlamak için yapılan, bir işe yaramayan, sözde araştırmaların ve yayınların yapıldığı; verdiği diplomaların bir işe yaramadığı, siyasetin girdiği üniversitelerin gerçek üniversite olmaları mümkün değildir.
Bir ülke, bu görevleri yapacak gerçek üniversitelere ve o üniversitelerde yeterli beyin gücüne sahip olmaz ve başta bilim ve teknoloji üretmek olmak üzere bu görevler yeterince yapılmaz ise, o ülkenin yarınlarının bu günkünden daha iyi olabilmesi mümkün değildir. Bilim ve teknoloji üreten üniversitelere sahip olan ülkelerin hizmetkarları olmaları kaçınılmaz olur. Üniversitelerin ve akademisyenlerin bu önemini çok iyi bilen Büyük Atatürk de 1933 üniversite reformunu gerçekleştirmiştir.
Her kurum gibi, üniversiteler de, ihtiyaç duydukları her türden imkanlara sahip olsalar bile, eğer iyi yönetilmezlerse bu imkanların çarçur olması da kaçınılmaz olur.
Bilindiği üzere, günümüzde üniversiteler, Cumhurbaşkanı tarafından atanan rektörler tarafından yönetilmektedir. Yürürlükteki ilgili mevzuata göre, yeni rektör ataması yapılacak üniversiteler için YÖK tarafından ilana çıkılmakta ve bu ilanlara, profesör olarak görev yapan her öğretim üyesi, süresi içinde başvurabilmektedir.
Başvuranlarda üç isim, YÖK tarafından Cumhurbaşkanına önerilmekte; Cumhurbaşkanı da içlerinden birisini, gerekli gördüğü değerlendirmeleri yaparak ve takdir hakkını kullanarak dört yıl görev yapmak üzere atamaktadır. Aynı kişi, art arda iki dönem için atanabilmektedir.
(Ancak ilgili yasada, atama ile ilgili işleyişin böyle olacağı ifade edilse de, konuyu bilenler, özellikle, illerdeki taşra üniversitelerinde, uygulamanın biraz farklı olduğunu söylemektedirler! Buralarda o ilin etkin çevrelerinin rektör olmasını istedikleri isim ya da isimler belirlenmekte ve bunlar arasından makamın uygun bulduğu isimin başvurusu ve YÖK tarafından, makama teklifi sağlanarak atamasının gerçekleştirildiği ifade edilmektedir.)
Cumhurbaşkanı tarafından atanan bu rektörlerin, yetki, sorumluluk ve takdir hakları bakımından kendilerini atayan makamın üniversiteler boyutundaki benzerleri olan tek adamlar olduklarını söylemek mümkündür. Onlar da, üniversite ile ilgili her konuda, son sözü söyleyenlerdir. Onların oluru olmadan, rutin dışı bir kararın alınması, bir icraatın yapılması mümkün değildir.
Üniversitenin yönetim kurulu ve senatosu gibi üst kurulların kararları da istişari niteliktedir. Bu kurulların ve birim yöneticilerinin görevleri, kendilerine yasal ve idari düzenlemelerle ve rektör tarafından verilen görevleri yaparak rektöre yardımcı olmaktır.
Bu noktada, örneğin rektörler, istediği akademik ya da idari bir personeli maddi ve manevi bakımlardan destekleme; istemediği personeli de doğrudan yada (taleplerini karşılamama, kadro vermeme gib) dolaylı yollardan tecziye etme, baskılama konularında da, geniş tadir haklarına ve yetkilere sahiptirler.
Birçok üniversitemizde, görevinin önemine uygun liyakatli rektörlerin yönetiminde, kendisine verilen imkanları ve tanınan yetkileri iyi kullanarak ülkesine ve üniversitesine üstün hizmetleri ile başarılı; iyi yönetici olmadıkları için başarısız olmuş, imkanları çarçur etmiş rektörlerimizin örnekleri çok fazladır.
Bu yönetim ve yetki gücü yanında, bazı üniversite rektörlerinin, döner sermayelerden aldıkları paylarla, maaşlarının milyona yaklaşması ya da geçmesi de bu makamların cazibesini daha da artırdığına da kuşku yoktur.
Bu sayılan nedenlerle, binlerce akademisyeni, idari personeli, on binlerce öğrencisi olan bir üniversitenin yönetiminin, liyakat eksikliği yanında, bilimsel ve sosyal davranış bozukluğu gibi özürleri de olabilen bir tek adamın iradesine bırakılmasının o üniversiteye ve ülkeye büyük bir kötülük; atayan açısından da büyük bir vebal olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Bilindiği üzere, Sayın Cumhurbaşkanımızın da, genelde, bir kez atadığı kişiyi, gerekli değerlendirmelerini yaparak bir dönem için daha atadığı görülür. Örneğin, kurulduğu yıldan günümüze, Üniversitemize atanan dört Sayın Rektörden üçü iki dönem için atanmışlardır. İkinci kez atanmayan bir önceki Sayın Rektörümüzün atanmamasının nedeninin ise; dürüstlüğünden, iyi niyetinden iyi bir akademisyen olmamasından değil, yönetim konusundaki yetersizliğinden olduğu bilinmektedir.
İkinci kez atanmayan bu Sayın Rektörümüzün görevi döneminde; basında, sosyal medyada, kendisi ve üniversitesi ile ilgili, başta yolsuzluk ve usulsüzlük gibi konular olmak üzere, hiçbir olumsuz iddia, haber, araştırma, soruşturmanın olmadığı bilinmektedir. Bir akademik yâda idari personeline, öğrencisine üniversite ortamına ve insani ilişkilere uygun olmayan, rencide eden bir sözünün ve davranışının olduğu da duyulmamıştır.
Ancak Üniversitemizin ilk görev döneminin dolmasına az kaldığı bilinen mevcut rektörünün, görev döneminde, kendisi ile ilgili, belki, yüzlerce olumsuz, haber ve iddiaların, paylaşımların olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, üniversite içinde ve dışında, kendisinin ikinci kez atanmasının doğru olmayacağı düşüncesi çok yaygındır.
Üniversitemizde uzun yıllar fakülte ve bölüm yöneticisi olarak, kendisi ile aynı fakültede görev yapan ve kendisini yakından tanıyan emekli bir öğretim üyesi olarak, bu satırların yazarı da bu görüşü paylaşanlardandır.
Bu çerçevede, Sayın Rektörün halen devam etmekte olan görev döneminde, kendileri ile ilgili basına yansımış onlarca, usulsüzlük, irtikap, mobing gibi suçlar da içeren iddia, haber ve yorumların olduğu bilinmektedir. Bunlar içinde YÖK’ü, Sayıştay’ı, Savcıları göreve davet edenler de bulunmaktadır. Ancak bu iddia, haber ve yorumlarla ilgili olarak; bu güne kadar sessiz kalınması, bir açıklamanın, soruşturmanın olmaması da merak konusu olmaktadır.
Sayın Rektör ile ilgili olumsuz ortamı anlamak için, basına yansıyan ve yüzlerce olduğu konuşulan haber ve yorumlar bir yana, sadece, son zamanlardaki;
.Ülkemizin en seçkin öğrencileri olan Tıp Fakültesinin en son yapılan mezuniyet töreninde, öğrencilik yıllarında, yaşadığı sıkıntıları dile getiren dönem birincisi öğrencisine olan, çok üzücü ve kırıcı davranışı; veliler tarafından protesto edilmesi,
.Önceki iki rektör döneminde ve kendi döneminde, 16 yıl başarılarla görev yapmış, takdirlerini kazanmış olan profesörlük aşamasındaki bir müdürünü, rencide edici bir şekilde, görevden alınması,
. Üniversitesinde, 35 yıl öğretim üyeliği ve uzun yıllar bölüm ve fakülte yöneticiliği yapmış, kendisinin de dekanı olmuş seksenindeki emekli bir öğretim üyesine, tedavi için gittiği Üniversite Hastanesinde, Sayın Rektörün (fiziksel şiddetin bir tık altında!) gösterdiği şiddetli tepki ile ilgili yazısı, ( Ş. Kuşcu, Özgür Halkın Sesi Gazetesi, 12 Ekim 2024)
Üniversite içinde ve dışında geniş tepkilere neden olan birkaç icraatına bakmak bile yeterli olacaktır. Bu ve diğer birçok haber ve yorumlara bakıldığında da; kendileri ve söyledikleri ile ilgili, bir üniversitede hiç yaşanmaması gereken ağır ve üzücü iddia ve ifadelerin yer aldığı görülecektir.
Keşke mümkün olsa da, ikinci kez atanacak rektörler için olsun, atanmaları öncesinde, (bazı rektörlerin, dekan atamalarında yaptıkları gibi),Üniversitesinde bir teamül yoklaması da yapılabilse!
Sayın Cumhurbaşkanımızın ve ilgililerin, zamanı geldiğinde, üniversitemiz, ülkemiz ve ilimiz için çok önemli olan bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceklerine inananlardanım.
2025-2026 Eğitim-Öğretim yılının, her düzeydeki Sevgili Öğrencilerimiz ve ülkemiz için hayırlı olmasını dilerim.
Prof. Dr. Şenol Kuşcu, Emekli Öğretim Üyesi, Ağustos 2025, Zonguldak
























Emeğinize,kaleminize sağlık hocam
Doğru tespitler. Tebrik ediyorum.