Değerli Okuyucularım,
Hediye, hibe, hayır, vakıf, takı gibi sözcükler, bir karşılık beklenmeden yapılan, iyilik, paylaşma, dostluk, hayır kazanma, güzellik gibi manevi değerlerin üretildiği alanlar olmalıdır. Geçmişten günümüze, maalesef, toplumda, bu alanlarda yapılanların, çoğu zaman, maddi ya da manevi çıkarlar ve çıkar beklentileri ile yapılmakta olduğu bilinen toplumsal gerçeklerdendir.
Özellikle günümüzde, hediyenin,” takı” konusunda olduğu gibi, karşılıklı hediyeleşmelere; kamusal alanda da rüşvetin bir türüne dönüştüğünü; hibelerin, (özellikle uluslararası ilişkilerde),”kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez!” türü bir beklenti amacıyla yapılmakta olduğu görülmektedir.
Yine günümüzde, amacı topluma hayır hizmeti sunmak olan vakıflardan bazılarının da, istismar alanı olduğu, adına, gayesine uygun olmayan faaliyet alanlarına dönüştüğü, kendi inanç ve ideolojilerine uygun siyasi yapılanmaların arka bahçesi oldukları da bilinen, üzücü gerçeklerdir.
Son günlerde, basında, kurucusu Ülkemizdeki Başkanlık Yönetim Sisteminin Bakanlar Kurulu, başkanının da hükümetin bir bakanının olduğu çok büyük ve önemli bir kamu vakfındaki yolsuzluk iddiaları ile ilgili haberlerin yer aldığı görülmektedir.
Bu haberleri de okuyarak, ülkemizdeki vakıfların sayıları, türleri gibi konularda, internet ortamında, yüzeysel bir araştırma yaptım. Uzmanlık alanım olmayan bu konuda, ulaştığım bazı güncel bilgileri, burada sizlerle de paylaşmak istiyorum.
İlgili kaynaklarda vakıf, “Gerçek ve tüzel kişi veya kişilerin, belirli bir mülk ve hakla, belirli ve sürdürülebilir bir amaca süresiz tahsis edilmesi ile oluşan kurum.” mealinde anlatımlarla tanımlanmaktadır.
Bu tanıma göre, belirli bir hayır hizmetinin gelecekte yapılması için; kişi, kişiler ya da kurumlar tarafından bu amaç için tahsis edilmiş bir kaynak zorunlu olmaktadır. Vakıfların ve derneklerin kendi konu ve amaçları dışında faaliyetlerde bulunamayacakları; toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi etkinlikler yapamayacakları da ifade edilmektedir.
Günümüzde, özellikle, meshep, tarikat, cemaat yapılanmalarına, ideolojik ve siyasi amaçlara yönelik vakıfların vakfiyelerinin, gelir kaynaklarının ve faaliyetlerinin, bu tanım ve sınırlamalara uygunluk açısından, tarafsız uzmanlar tarafından yapılacak objektif bir denetimin sonuçlarını merak etmemek mümkün değildir.
Ancak sonuçların nasıl olacağını merak edenlerin, din kardeşlerimiz oldukları önceliği ile, İsrail’in Gazze’de yaptıkları zulmü protesto mitingleri gibi, (statüleri gereği, katılmamaları, düzenlememeleri gereken) mitingler, düzenleyen ve katılan vakıflara ve bu vakıflar hakkında basında yer alan haberlere bakmaları yeterli olacaktır.
İnternette dolaşırken, halen Ülkemizde, Vakıflar Genel Müdürlüğüne kayıtlı 6 bin kadar vakfın olduğu; (2024 yılı başında güncellendiği notu bulunan bir sayfada), bu vakıflardan 331’inin Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kurulu kararları ile her türlü vergiden muaf vakıflar olduğu gibi bilgilere ulaştım.
Vergiden muaf tutulan ülke genelindeki bu 331 önemli vakıftan çoğunun, ülke genelindeki ekonomik ve sosyal ağırlığına uygun olarak, (190 kadarının) İstanbul, (80 kadarının) Ankara merkezli vakıflar olduğu görülmektedir.
İstanbul merkezli bu ayrıcalıklı vakıfların, son 22 yıldaki İstanbul Büyükşehir Belediye başkanları dönemlerine dağılımı ise;
2004-2017 AK Partili, Rahmetli Kadir Topbaş döneminde kurulan 52,
2017-2019 AK Partili Mevlut Uysal döneminde kurulan 14,
2019- (devam), CHP’li Ekrem İmamoğlu döneminde kurulan 19 vakıf olduğu bilgilerine ulaşılmaktadır.
Gerek İstanbul özelindeki, gerekse, ülkedeki tüm vakıfların listesine ve kurulan vakıfların adlarına ve kurucularına bakıldığında, bu son dönemde kurulan vakıfların önemli bir bölümünün ideolojik, dini,(tarikat, cemaat) yapılanmaları paralelinde ve çoğunun eğitim amaçlı oldukları da görülmektedir.
Bu durumun, bu dönemde ülkeye hakim olan siyasi renklerle de uyumlu olduğunu anlamak zor olmamaktadır. Ayrıca da, vergiden muaf ve diğer vakıflarının İstanbul’da bu kadar fazla olmasının nedenini ve İktidarın İstanbul Büyükşehir belediye Seçimlerini kazanmaya verdiği önemin sebebini bu imtiyazlı vakıfların çok oluşlarından anlamak da mümkündür.
5 Mayıs 2007 tarihinde Türkiye’nin, Türk dilinin, kültürünün ve sanatının tanıtımı amacıyla kurulan ve projeler gerçekleştiren; kurucuları, TC. Cumhurbaşkanlığı Kabine Üyeleri ve adı da “Yunus Emre Vakfı” olan Ankara merkezli önemli bir kamu vakfımız vardır. Bu vakfa bağlı Yunus Emre Enstitüsünün Tanzanya’dan Burudiye kadar beş kıtada, 60 ülkede faaliyet merkezleri bulunmaktadır.
Son günlerde, bu çok önemli ve değerli kamu vakfında yaşan yolsuzluk iddiası ile ilgili olarak, basın organlarında çok sayıda haberler yer almaktadır. Örneğin Nefes Gazetesinin 4 Ocak 2025 tarihli nüshasında çıkan EK.1’deki haber başlığı, üzücü olayın boyutunu anlatmaya yeterlidir.

EK:1 Basında Yunus Emre Vakfı Skandalı (Nefes Gazetesi)
Söz konusu yolsuzluk ile ilgili olarak, benzer haberlerin, “ Başkan Firarda, Yunus Emre Vakfında 400 milyon liralık yolsuzluk; Yunus Emre Vakfındaki yolsuzluk skandalı büyüyor!; Yunus Emre Vakfında yolsuzluk, 8 tutuklama 11 gözaltı. Eski Başkan firarda, Almanya’ya sığındı; Bakanın eşi istifa etti” gibi başlıklarla başka gazetelerde de yer aldığı görülmektedir.
“Vakıf malı dokunulmazdır. Dokunanı yakar. Vakfedenin şartını çiğneyen lanete uğrar.” diyerek, Sayın Cumhurbaşkanımızın önünde, Büyük Atatürk’e “ lanet” göndermesi yapan Bay Diyanet İşleri Başkanın, bu skandal için de ne söyleyeceğini merak etmemek mümkün değildir.
Kurucuları da, adı da, amacı da çok önemli olan bir kamu vakfında böyle bir skandal olabiliyorsa, acaba 6 bin vakıf içinde, bu tür olayların boyutu nedir? Bu konuya da merak etmemek mümkün değildir. Mustafa Şahbaz adlı bir gazetecinin, “ Ülkemizde, soygun mekanizmasını anlamak için vakıfa vakıf olmak gerek “ sözünü de unutmamak gerek! Ben o yazısını okudum, az- çok vakıf oldum.
Ülkemizdeki, tüm vakıfların ve özellikle, inanç, siyaset, ideolojik amaçlı vakıfların faaliyetlerinin, gelir ve harcamalarının, onları denetleme görevi olan idarenin denetlenmesinin öneminin anlaşılması açısından, yaşanan Yunus Emre Vakfı vakıasının yararlı olduğu da söylenebilir.
Yunus Emre Vakfının aklanmasını ve yeni yılda, milletimize sağlık ve mutluluklar dilerim.
Şenol Kuşcu, Ocak 2025, Zonguldak
Not. 6 yüz bini İstanbul’da olmak üzere, bir milyona yakın nüfuslu Kastamonu ve yine gurbettekilerle ona yakın nüfuslu Zonguldak merkezli, vergiden muaf bir vakfa rastlanmamasına rağmen, Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar gibi büyük devlet büyüklerimizin çıktığı Doğu Karadeniz Bölgemizin birkaç ili ile ilgili, bu türde, çok sayıda vakfın olduğunu da bilgilerinize saygılarımla arz ederim! Hatam olmuş ise özür dilerim.
























Sanırım ülkemizin sorunu çalışmadan başkasının sırtından geçinen a***larin çokluğudur hocam. Vakıf Benim bildiğim kendi varlıkları ile hayır işleyen kurumlar olması gerekiren bunlar mantar gibi çoğalmış ve hepside sırtını devlete dayamışlar. İçlerinde tabiki hakkaniyet ile görevini yapanları da vardır.. sonuçta yazık olan ülkemizin geleceği çar çur olan kaynaklarımız.