Yanlış ailede doğmuşuz. Yanlış yerlerde, yanlış zamanlarda okumuşuz. Ayrıcalığın ayıp ve kötü bir davranış olduğu algısıyla büyümüşüz de ta bugünlere gelmişiz.
Ben dünyalık yönünden çok şeyler yitirdiğimin farkındayım. Hiç yoktan benim gibi düşündüğünüzü söylemeyin. Biliyorum, çoğunuz ayrıcalık görmekten göstermekten hoşlanıyorsunuz.
Daha çocukluğumuzda, sloganın ne olduğunu bilmeden, etik değerler (hak-hukuk-eşitlik-kardeşlik-dayanışma-paylaşma-emek...) yüreğimize yazılmıştı. Klasikleri de okumamıştık daha.
Yatılı öğretmen okulu, aileden alınanı, ters düşmeden, destekledi. Böylece yaşanana uymayan, düzenle ve çevreyle didişen bir kişilik filizlendi. Bu kişiliğin kişisi, öğretmen de savcı da olsa çok sıkıntı çekti, çok!.. Hak etmeyene vermedi, hak etmediğini almadı, konuma ve zenginliğe bakmadan. Çaldığı kapılardan destursuz girmedi.
Örneklendireyim dediklerimi: On beş yıl öğrencilik yaptım. Kopya almadım, bile bile kopya vermedim. Kırk bir yıl öğretmenlik yaptım. İş çevirmek için hediye vermedim, hediye almadım. Yüksek konumlu, zengin aile çocuğuna farklı, yoksul çocuğuna farklı davranmadım. Etnik, dinsel ayrımları vuruşturmadım.
Kimseyi suçlamıyorum örnekleri verirken. Biliyorum, ben yanlışım ya da yanlışı doğru sanmışım. Dünya değirmeni akar beklermiş buğdayı öğütmek için. Akarı sağlamak beceriyse kimseye sözüm yok. Kusura bakılmaya.
Annemin sonsuzluğa göçüşünden iki ay sonra, yatılı okulla, halkımın ekmeğiyle yetişme aşamasına geçtim. Kendimi devletin, milletin görevlisi kabullendim. Kurayla öğretmen oldum. Yemin de ettim ha!
Öğretmen arkadaşlarıma haksızlık etmeyeyim. Tanıdığım arkadaşlar mesleğin onuruna yaraşır davranışlarla özveriliydiler, vericiydiler. Teneffüslerde içtikleri çayları, yemekleri kendi çabalarıyla, ceplerinden ayarlarlardı. Ben bunun bütün kurumlarda böyle olduğunu sanırdım. Sonra bazı kurumlardaki destekli işleyişi görünce şaşırdım.
Emekli oldum. Zamanımı yazdıklarımı kitaplaştırmaya, kitaplarımı okuyucularla buluşturmaya ayırdım çoğunlukla. Yazar, şair falan da demeye başladılar bana. Yalan yok hoşuma da gitti. Fuarlara, imza etkinliklerine katılmaya başladım. Kendime göre okuyucu çevrem de oluştu.
Günlerden bir gün yurdumun en büyük kitap fuarlarından birinde bir köşecikte okuyucu bekliyordum. Karnım acıktı. Yemek kokusuna doğru gittim. Geniş bir çadır kurulmuştu yemekhane diye. Kapıda eski bir öğrencimle karşılaştım. Saygılı bir selamlaşmadan sonra:
"Öğretmenim, burası personel yemekhanesi. Personeli fişle içeriye alıyoruz. Size de fiş vereyim. Her gün gelin, vereceğim fişle..."
Onu kıramadım o gün için. Konukluğu kabullendim yanlışsa da. Çok da güzel yemekler gelmişti ta buralara. Karnımı doyururken ekmek içi tavukla öğretmenlik yaptığım günlerimi andım. Kırk bir yıl memur oldum. Bir türlü personel olamamıştım ya! Yazarlığım da ... Sonraki günlerde, utandığım için uğrayamadım oraya.
Bir başka gün çevremde çay içerek dolaşanları gördüm. İz sürdüm, büyük semaver kazana ulaştım. Bu büyük fuarın imzacı yazarı havasıyla çay istedim görevli kadından. Kadın, bende yazar mazar havası da görmedi. Kırdı beni sözüyle:
"Buradan personele çay veriyoruz. Her önüne gelene..."
Bir plastik bardak çay itildi önüme. Yandan bir çubuk, bir şeker aldım. Elim yanmasın diye bir boş bardak daha istedim. Azar yedim:
"Herkese çift bardak verirsek ..."
Çayı bırakıp da gidemedim. Ona, yan tarafta çay içip söyleşen beş altı kişinin ellerindekileri gösterdim:
"Onlar müdürler." dedi.
Biliyorum, çoğunuz o çayı usluca alıp içmezdiniz. Belki de bardağı çöpe fırlatırdınız. Değil mi? Dedim ya biz yanlış yetişmişiz. Ayrıcalıkları hak görmemişiz. Belki de hakları ayrıcalık sanmışız. Hizmeti herkese eşit beklemişiz. Eşit olmayanlara... Kıskançlık mı dersiniz?
Peki hepten edilgen mi durmuşuz? Yo, aklımız erdikçe yazıp paylaşma becerim gelişti. Okuyucu bu garip durumu görüp beni uyarsın istedim.
Ben bu yazıyı niye yazdım kardeşim? İzlediğim haber beni kışkırttı yazmaya. Haberin doğruluğu, yanlışlığı ayrı konu. Trafikte ayrıcalıktı söz konusu olan eski milletvekilleriyle ilgili olarak. "Ambulans mı bunlar, itfaiye mi bunlar?" diye soruyordu ekranda bir avukat yurttaş.
Bazı durumlarda bazı kişilere ayrıcalık göstermek kaçınılmaz mıdır, doğanın ve yaşamın bir gerçeği midir bu? Ben ayrıcalık sözcüğünü yanlış mı anlamışım? Yoksa ayrıcalık güzel bir şey mi? Yanlışsam düzeltin beni!
(Hayri Sarı-08. 02. 2025)
























Hocam yapmadıkların doğru olan davranışlardır. Çıkarcı zihniyet bir mevkiye gelince sanki bedava çalışıyormuş gibi çalıştığı kurumlardan çıkar sağlamayı hak edinmişler. Bu ne zaman düzelirse ülkede o zaman düzelir.