Hafta sonu çok yoğun iki gün yaşadım.
İlk gün (7 Aralık 2024) yolculuk, erken saatlerde trenle başladı. Karabük sonrası Safranbolu heyecanı vardı. Şiir yarışması ödül töreni yapıldı. Gün boyu Gülden Işık, Mehmet Işık birlikteydik.
Mehmet ağabeyi iyice tanıdım ve daha çok sevdim. Zonguldak'ın yatsı vakti arabasız bıraktığı İhsaniye'ye onlar götürdüler beni. Mehmet ağabey, dopdolu, yazılmayı bekleyen bir romandı. Anlattıkları kâğıda dökülse, var ya!..
İkinci gün (8 Aralık 2024) hasta ve mezar ziyaretlerine ayrıldı. Öğleden sonra ziyaret yerimiz Ontemmuz Mezarlığı oldu. Orada çok sevdiğimiz yakınlarımızın mezarları başında duygulu dakikalar geçirdik eşimle. Sonra Ontemmuz İlkokuluna gidiş gelişte beş yıl çıkıp indiğimiz tepeden çevreye baka baka, inmeye başladık.
Ontemmuz İlkokulu yıllarımızda bize analık eden Elmas ablanın dost çocuklarını bulduk da durduk.
Saffet'le selamlaştıktan sonra Rafet ağabeyin evine geçtik. Orada renkli, esprili söyleşilerle hastalıkları, acıları süsledik. Anılara indik, umutlara çıktık. 60'ların, 70'lerin dünyasında dolaştık, bugünlere ulaştık.
Ada Sinemasında izlediğimiz filmleri, dönüşte, hareketleri taklit ederek ayrıntılarıyla anlatırdı Rafet ağabey. O, müthiş bir Yılmaz Güney hayranıydı. Çocuklarının adları onun filmlerinden gelir. Ziyaret nedenlerinden biri de oğlu Umut'tu. Umut için geçmiş olsun dileğinde bulunduk.
Hey gidi koca Rafet, öfken Karadeniz dalgasıydı. Sövemeyişlerimi alaysı gülüşlerle tamamlardın. Kötüye tepki gerektiği dersleriydi o şamatalar. Torun önünde nazik ve olgun olmak görevdi şimdi. Olgunlaştık işte! Dallardan düşmeden görmeye geliyoruz birbirimizi. Gördükçe gençleşiyoruz inadına. Sövmek yoktu, yaşama isteği vardı doya doya.
Duvardaki fotoğrafa takıldı gözlerim. Uzun favorili, kalın bıyıklı fotoğrafın altında poz verdik, gençliğimizi dirilttik. Sonra balkondan bizim evin de göründüğü akşam görüntüsünü belgeledim. Rafet ağabeyin evine gelişte, evden çıkışta çektiğim fotoğrafları ekledim albüme. Sonraki günde, karşıdan, çiçek dalları arasına saklanmış en üsteki inişi kolay, çıkışı zor ev fotoğraflandı. Güzellik tepside sunuldu.
Yazın o büyülü balkonda çay ya da limonata içme sözüyle ayrıldık Rafet ağabeyin evinden. Aslında selam verip geçecektik. Olmadı. Olamazdı. İyi ki de olmadı!
İyi ki yaşamışız o iki günü. Sıkıntımızı silkeledik iyice. Vefa yaşatır dostluğu, dedik.
Yazıyı oku, fotoğraflara bak da üzül bu güzelliğin, bu iyi insanların yatsıdan sonra otobüssüz kalışına. Halka halk otobüsü gerek uykuya dalıncaya dek. Üstelik yerin altından kömürü çıkaranların çocuklarına, torunlarına...
Birinin soyadı Taşdelen, diğerinin Işık. Biz taşı delip ışık çıkaranlarla yaşadık. Duy bizi!



























