Üzeyir Karahasanoğlu
(Roman-194 sayfa)
Yarım yüzyıl klasikleşmiş yapıtlarla ders yaptık. O yapıtları okuyup inceledik öğrencilerimizle. Onlardaki insancıl değerle zenginleştik. Son günlerde genç yazarların ürettiklerini ilgiyle okuyorum.
Gece Hep Gece, genç bir yazar, edebiyat öğretmeni bir eğitimci elinden, dilinden çıkmış bir roman. Zonguldak havasını yazarla birlikte solumak da kitaba dalışımı hızlandırdı. Kurtuluş hazırlıklarında hep İnebolu heyecanlandırırdı bizi. Bu romanın kahramanlarıyla Ereğli yaşıyoruz yer yer.
Gece Hep Gece'yi okurken ayrıntılı notlar almıştım. Romanı, akışına göre, özetlemiştim. Geniş bir tanıtım paylaşımı yapacaktım. Özgür okuyuşları etkilememek için uzun yorumları, açıklamaları bıraktım. Kısa bir özet girişi ve bir iki vurgu...
Çarlık Ordusu artıkları, yenilgi sonrası, General Wrangel komutasında Türkiye kıyılarına yanaşır. Ereğli Limanı'ında kalınır bir süre. Perişan Rus muhacirleri, su ve ekmek çığlıklarıyla Boğaz'da beklerler.
Rus gemisinden Rus sefaretine sığınanlar, özellikle Katya, mutsuz ve umutsuzdurlar. Mondros Mütarekesi sonrası İstanbul işgali şımarıklığını gören Haluk, Fikret'in Sis şiirindeki karamsarlıktadır; caddede bayılan beyaz tenli, kısa saçlı kadını Pera Palas odasına taşır.
Mekteb-i Sultanî Muallimi Haluk, arkadaşı Mehmet Yahya ile Galata civarında bir lokantada buluşurlar. İki arkadaş işgal günlerini değerlendirip Anadolu direnişinden söz ederler. Haluk, tezgâh gerisinde Pera Palas'a taşıdığı Katya'yı görür. Katya hamiledir. Göçmen Ruslar ile İşgal altındaki Türkler benzerliğini kuran iki arkadaş lokantadan ayrılırlar.
Haluk, dersi iyi dinlemeyen öğrencilerini hikâye anlatıp yorumlatarak etkilemeye çalışır. Yine Galata mekânlarının çirkefliğini yaşar gazeteci arkadaşı Mehmet Yahya ile. Mekân çıkışı Fransız askerlerinin saldırısına uğrarlar Ankara'dakilerden olmaları kuşkusuyla.
Haluk, Katya'yı düşünmekten zor günler geçirmektedir. Galata ve Pera Palas çevresinde sefahat yaşamı korkutmaktadır onu. Katya da aklını almıştır. Annesi, oğlu hakkındaki dedikodulardan rahatsızdır; onu uyarır o çevreden uzaklaşması için.
Nahit'in Mekteb-i Sultaniyeye kaydından başlar bölüm. İşgal günlerinde, Anadolu'daki kurtuluşa katılma isteğinde öğrencilerin acı ama bilinçli çabaları anlatılır.
Nahit, öğretmeni Haluk'u Anadolu'daki direniş konusunda kayıtsız kalması, hümanist bakışıyla edilgen olması yönünden eleştirir. Öğrenciler bile Anadolu direnişine katılmaya başlamışlardır.
Haluk, Katya'nın lokantasına, onun karşısında durulmaya gider. Katya, ona, muhacir olarak yaşayan Rusları anlatır. Özellikle kadınların düşmüşlüğünü vurgular. Haluk, mücadeleden kaçmakla suçlanışını anlatınca Katya adeta ders verir ona. Savaşa inanmayan Haluk'a, Katya, Sovyet-Anadolu direnişinin aynı düşmana yönelik oluşunu vurgular. Özellikle şu sözler etkili: Çünkü kendinizi savaşmak zorunda hissetmiyorsunuz. Çünkü harp sizi henüz tutuşturmadı. Yürekleriniz onlardan yana, aklınızsa rahattan.
....
Haluk, okula geldiğinde işgalci İngiliz askerlerinin, başta Nahit olmak üzere, bazı öğrencileri götürdüklerini öğrenir, üzüntüden bayılır. Mehmet Yahya ve Barones ile sohbet eder, iyice karamsarlaşır. Anadolu ile Katya dert yumağıdır onun.
Haluk, anne baba zoruyla, Osmanlı yanlısı-Kuvay‐ı Milliye karşıtı Tahsin Bey'in kızına görücü giderler. Haluk işgalci İngilizlerin de göz hapsindedir.
Tahsin Bey, Osmanlıcı anlayışına ters düşen Haluk ile kızı Sultan'ın evliliklerini uygun görmez.
Pera Palas'ta işgalcilere oyuncak olan kadınların durumları, Anadolu ateşine uzak kalış tartışılır Yahya ile. İkilem iyice bunaltır Haluk'u.
...
Sonrası okuyucuya kalsın. Konu anlaşılmıştır. Okur, bir 'dönem romanı' okuyacak. O nedenle tarihle, edebiyatla, davranış bilgisiyle, toplum bilimiyle donanımlıysa tadına doyamaz bu okuyuşun. Gider gelir yüz yıl öncesine ve tüm insanlığa. Kurtuluş için, insanlık için neler yitirildiğini, neler kazanıldığını duyumsayacak okuyucu. Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti etik ve estetik büyüye eklemlenecek düşünlerde, düşlerde. Haluk, Katya ve Sonya bir aile birliğinde Anadolu kokacak...
Başarılı algı için dil dağarcığı da önemli. Yazarın edebiyat öğretmeni ustalığı yer yer dönem biçemini, dönem sözcüklerini kullanma zenginliğine itmiş anlatımı.
Gece Hep Gece, bana, Kemal Tahir'in Esir Şehrin İnsanları romanını çağrıştırdı. Okurken, bazı yerlerde, Reşat Nuri Güntekin'in Yeşil Gece tipleri canlanacak duygusu oluşuyor.
Anlatımda Türk ve dünya edebiyatı şair ve yazarlarından, bilgelerden, ünlü yapıtlardan yararlanılmıştır: Tevfik Fikret, Aristo, Ömer Seyfettin, Çehov, Puşkin, Tolstoy, Victor Hugo-Sefiller, Muallim Nâci, Şair-i Azâm Hamid, Ekrem... Bu yararlanma kurguya gerçeklik gücü vermiştir. Yazarın deneyimli, bilgili, yetenekli bir edebiyat öğretmeni olması okunası bir roman ortaya çıkarmıştır.
Kapak resmini de çok anlamlı buldum. Resim, romanın temasına denk düşmüş: Savaşın hizmetçi durumuna düşürdüğü bir barones (soylu kadın)... Bu tasarımın yaratıcısı Kürşat Coşgun'u kutlarım.
Gecelerin umuda dönüşmesi sevgiyle, dirençle gerçekleşir, diyerek bitiriyorum yazımı.
Türk edebiyatına değerli bir roman kazandıran Üzeyir Karahasanoğlu'nu alkışlıyorum.
Sevgilerimle...
(Hayri Sarı-19. 02. 2025)
























