Geldik İzmit-Derince aşamasına öykünün.
Artık öğretmendim. Çekirdek aile kurmuştuk. En güzel evlerde yaşayacaktık dört yıl nişanlı kaldığım eşimle. Mutluluğu hak etmiştik.
Olmadı. Kirası bütçemize uygun evleri aradık hep. Ucuz güzel değildi herhalde. Katlandık gelecek güzel günler umuduyla.
Yıkılıp tarihe gömülen Derince Lisesi çevresinde bir sürü yerde yaşadım yaklaşık yarım yüzyılda.
Bir sürü yerde...
Denizciler Caddesi kıyıcığında iki odalı bir yer eviydi ilk çekirdek aile evimiz. Evin ortasındaki tuvaletin deliğinden fareler çıksa da orada mutluyduk. Sevenler buluşmuşlardı. Ev sahibimiz Zeliha abla gelini (sonra kızı) diye benimsemişti eşimi. Bayıraltı ailesi köydeki büyük ailemizin yerini alıvermişti. Çok sürmedi orada yaşam. Ev satıldı. Başka eve göçtük. Ha, kiracı olduğumuz ailenin çocukları şimdi de yakınlarımız.
İkinci evimiz aynı mahallede, bir tepecikteydi. Emekli Astsubay Hasan amcanın evinde de çok kalamadık. Hasta annenin kızı bizin yerimize yerleşecekti. Yol göründü, ayrıldık. Hasan amca, Melahat abla ölünceye dek birbirimizden kopmadık.
Derince'nin her tarafında kendimize uygun kiralık ev aramayı sürdürdük. Üst katlara bakamadık. Çünkü Zonguldak'ta aile ortamında bir ev yapıyorduk. Üçe bölünmüştük. Eşim el işiyle, ben yağlı boya badana işleriyle bütçeyi güçlendiriyorduk. Yine de gücümüz alt katlara yetiyordu.
12 Eylül günlerinde Askeri Hastane yakınlarında eski bir ev bulduk. Eski, göçmenler için yapılmış taş evde de fareler yüzünden yaşayamadık. Mutfak tezgâhlarında, yatağımızda, beşiğimizde dolaşan farelerle köşekapmaca oynadık gündüz gece. Birkaç ayda ayrıldık üçüncü evden de. Sonra on sekiz yıl kalacağımız Mehmet Şimşek ağabeyin evinin alt katına taşındık.
O ara dört aylık koğuş yaşamım oldu. Tokat'a kısa dönem askerlik görevimi yapmaya gittim. Ben oradayken ailem baba evimdeydi.
Şimşek ailesi ile büyük aile yakınlığıyla geçti yıllarımız. Çocukları öğrencilerim oldular. Alt kattan ikinci kata çıktık zamanla. Büyük balkonlu, önünde servi yükselen, güzel komşuluklu o evde acı, tatlı yıllarımız geçti. Hâlâ üç katlı o evin önünden geçerken bir hoş oluyoruz. Çocuklarımızın bebeklik, çocukluk yılları orada geçti. Evlat acısı yüreğimizi dağladı yine orada.
Mehmet ağabey, Hatice abla şimdi de en yakınımızdalar. Gençler hep halimizi hatırımızi sorarlar.
Yıllar sonra, Mehmet ağabeyin yönlendirmesiyle, Yenikent Mahallesi'nde bir kooperatifte ev sahibi olduk. Biz oraya taşınırken iki kardeşim boşalttığımız evlerde kiracı oldular. Gurbette kardeş buluşmasıyla güçlenmiştik.
Yenikent, her yörenin kaynaştıği düzenli bir yerdi. Geleneksel değerleri yitirmemiş komşularımızla uyumlu bir yaşam kurduk kısa sürede.
Ve büyük deprem...
Deprem (1999) evlerimizi, yüreklerimizi yaraladı; sokaklara attı bizi. Evimize giremedik, birkaç ay çadırda kaldık. Peşinden orta hasarlı evimizin onarımı bir yıl sürdü. Çadır, baraka yaşamları girdi devreye.
Yüzlerce çadırın, barakanın arasında ahşap bir baraka yaptık kendimize. Elektrik, su bağladık o küçük eve. Ortak tuvaleti kullandık yüzlerce kişi. Baraka önüne küçücük bir mutfak tezgâhı yapmayı becerdim. Ha, artçı sarsıntılara karşın, banyo kaçamağı yaptık evlere korkuyla.
O barakada bir yatağa, konuk geldiğinde, yanlamasına sekiz kişi sığabildik. Ahşap kokusu ta doğduğum köy evine götürdü beni.
Onarım sonrası evlerimize çekildik. Çekildik de huzursuzduk yine. Acaba yeni depremlere karşı korunaklı mıydık? Bilmiyoruz. Dönüşüme gücümüz de yok artık bu evrede.
Bu arada Zonguldak Kozlu İhsaniye Mahallesi'ndeki evimiz de imar dışı bırakıldı. Çevre yolu projesi kapsamına girmiş bizim yazları yakınlarımızla yaşama tadı yakaladığımız evimiz. Bu kadar ev, koğuş, çadır, baraka dolaştıktan sonra bile sonramıza huzurla bırakabileceğimiz bir yerimiz yok. Son duraklarımızın birini yol, diğerini, belki, ilerde daha güvende olunsun diye, dönüşüm yıkacak!
Toparlarsak... Şimdiye kadar on üç evde, yedi koğuşta, bir otel odasında, bir çadırda, bir barakada yaşamışım. Her biriyle bir sürü yakın, eş dost zenginliği kazanmışım. İnanın hiç yalı, yazlık mazlık özlemim olamadı, hiç!..
Yeniden yaşamak istesem hangi evi seçerdim, biliyor musunuz? Bilin ki Zonguldak'ta, ilkokul döneminde, beş yıl yaşadığım bir buçuk odalı, tuvaleti dışarıda olan evi seçerdim. Çünkü annem, babam, kardeşlerim birlikteydik. Hepsiyle birlikte umutlarımız vardı yoksulsak da. O evden sonra annemiz olmadı, kardeşler o yana bu yana savrulup gitmişlerdi.
Bir de depremde sığındığımız çadırlı, barakalı komşulukları seçerdim. Orada çıkarlardan -biraz da olsa- uzak, yalıtılmış insan sıcaklığı vardı. Orada, doğallaşmış içtenlik, korkunun incelttiği sevgi vardı, dayanışma vardı, yıkımlardan ders alma vardı.
Ya! İçinde sen yoksan, sevgi yoksa ev ne ki kardeşim? Dört duvar, bir çatı, içinde 'mutluluk atı'...
(Hayri Sarı-22. 04. 2024)



























