1962...
Zonguldak Ontemmuz Mahallesi, göçle geldiğimiz yer. Birlik Mahallesi'nin ucu, yeni baba ocağı. Kozlu İhsaniye Mahallesi, canlı yaşam ve geçim alanımız. Ayaklar oraya yürüdü. Karınlar oradan doydu çocuklukta, gençlikte.
Gecekondularda kömür gözlülerle kurulan dünyalar. Köy ile kömür arasında geçen ömürler...
İhsaniye... Paris gibi!.. Emekçi barınma ve dinlenme alanı. 'Pavyonlar', Yeni Mahalle, dere boyu kahveler, dükkanlar, lokantalar, sinema... Açık havada sinema, konser, dansöz oynatmalar yer altı çilesini unutturmak için. 60'ların, 70'lerin umut şarkıları, marşlar kara gözlere ak bakışlar...

İhsaniye, sınıf bilincimizdi, 'sevgi emektir' deyişimizdi.
Işıl ışıl sokaklar, sallanan köprüler, beyinler, gönüller, kara gözler emek terine belendiler. Yorgundular, yaşama vurgundular bilinçle.
80'ler, 90'lar ve sonrası boşalttı sokakları, gönülleri, beyinleri. Anılara sığınan dost yürekler oldu aranan.
2023...
Bugün, öğleye doğru, dere boyunca, sağa sola bakarak yola çıktım yazlık kondumdan.
Çağıltılı bulanık su, dikenlerin içinde gülümseyen çiçekler, soluk köpek bakışları eşliğinde yürüdüm düşlerimin masal dünyası İhsaniye'ye.
İşçi kokusu yitmiş. Boş sokak başında afalladım, durdum. Terk edilmiş kasabaya dönen eski kovboy gibiydim. Kepenkler inikti, kapılar kapalıydı. Tık sesi yoktu.
Yürüdüm sessizliğin kimsesizliğine. Sezgin ağabeyden Mustafa Baltacı'ya (güler yüzlü Hoca'ya) emanet kahvenin sandalyeleri dışarıya çıkarılmıştı. Bir canlı nokta, ıssızlığın ortasında.
"O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler..." diyecekken bir türküye uyandım. Kale duvarı gibi dizili dükkanların birinden gelen radyo sesi, derinden deliverdi sessizliği:
"Bahçalara geldi bahar
Yeşil halı serdi bahar
Gel dedim gelmedi yâr gelmedi yâr
Beni yâd'a salsana yâr
Şu gönlümü alsana yâr
A ceylan sevdiğim
Mehriban sevdiğim
Sırrımı bilmedin bilmedin yâr"

Ses, beni, bizim Terzi Mustafa Şenay'a taşıdı. 70'lerin başından beri İhsaniye terzisi olan çocukluk arkadaşımla, (yerel deyişle TERZİ MÜDÜR), söyleşi sırasında türkü içime işliyordu hâlâ:
"Bahçelerde güllü çemen
Güllü çiçek güllü çemen
Gül dedim gülmedi yâr gülmedi yâr
Beni yâd'a salsana yâr
Şu gönlümü alsana yâr
A ceylan sevdiğim
Mehriban sevdiğim
Sırrımı bilmedin bilmedin yâr"
O ara, gözlerim dükkanın içinde dolaştı. Müdür, kumaş parçalarını, kırpıntıları, ipleri, giysileri... her şeyi, savurduğu yerde bırakmış. Dükkanda büyülü bir dağınıklık var. 50 yılın kokusunu buldum yere düşen düğmede, fırlatıldığı yerde asılı kumaş parçasında, naylon torbada. Bir müze görüntüsü oluşmuş bilmeden. Gidenler renklerini bırakmışlar sanki. Terzide, geçmişimi, sevdiklerimi kokladım.
Otururken gelen giden oldu. Arananlar bulundu. Gün verildi yeni gelenlere. Genelde paçaları topluyordu bizim Müdür. Sokağın en önemli çalışanıydı o.
Müdür, sevecen, şakacı bir adam. Dükkanı toparlamışlar dostlar bir ara hayırlarına. "Aradığımı bulamıyorum!" diye elletmemiş ortalığı Müdür bir daha. İyi de etmiş. Özgün kalmış donmuşların yanında.
Radyo havasındaydı bir köşede:
"Şirin şirin sözle beni
Özüm dedim gözle beni
Gözledim gelmedi yâr gelmedi yâr
Beni yâd'a salsana yâr
Şu gönlümü alsana yâr
A ceylan sevdiğim
Mehriban sevdiğim
Sırrımı bilmedin bilmedin yâr"

Türkü türküye eklendi. Kabak kemane bitirdi bugünkü söyleşiyi.
Dışarı çıktım. Rafet ağabey ile özlem giderdim çay içip duvardaki Sezgin ağabey tablosuna bakarak.
Ağustosun ilk günü. Aradım İhsaniye'de çocukluğumu, gençliğimi. Gençler okeye başlamışlardı kahvenin önünde. Canlılık gördüm, sevindim. İkili ekmek aldım.
Dönüşte düşlerle yürüdüm. Atsız, arabasız, yaşlı bir kovboydum eski Ada Sineması yanında. Belki de yatırım bekleyen, merdivenlerden kömür küfesiyle çıkan düşteki hatırlı katırım.
Zonguldak'ta, kentin ta ucunda... Akşamları çakallar ulur. Geceleri domuzlar iner bahçelere. Yeniden doğmayı bekleriz yeşilin kucağında türkülerle. Ah bir de emekçi dedelerden-babalardan kalma, yapı belgeli, yıkık dökük, yarım yüzyıllık gecekondular tapulansa! Büyük büyük yollar kapıp götürmese çocukluğumuzu, gençliğimizi atta!
Ha, gaz bekleyen komşular peteklenmişler!
Sevgili Müdür, sürünmesin yerde, paçamızı topla!
(Hayri Sarı-01/02. 08. 2023)






















