Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, asgari ücretin (28.075 TL) açlık sınırının (35.174 TL) altında kalmasıyla sarsıcı bir boyuta ulaştı. Bu tablonun en ağır faturasını ise gelişim çağındaki çocuklarımız ödüyor. Yıllardır dillendirilen “okullarda 1 Öğün Ücretsiz, Sağlıklı Yemek ve Temiz Su" talebi, kadın örgütlerinden sendikalara, velilerden siyasi partilere uzanan çok geniş bir kesimin ortak toplumsal talebi olmaya devam ediyor.
Bu haklı talep, Eylül 2022'de kadın dayanışma derneklerinin sokak sokak gezerek topladığı yüz binlerce imza ile kitleselleşti. Kampanya kısa sürede Eğitim-Sen, Veli-Der ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından sahiplenildi; Meclis'e soru önergeleri ve kanun teklifleri olarak taşındı.
Yükselen bu büyük kamuoyu baskısı karşısında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Şubat 2023 itibarıyla okul öncesi öğrencilerine ve yatılı okullara bir öğün ücretsiz yemek verileceğini duyurdu. Bu, toplumsal mücadelenin ilk somut zaferiydi. Ancak sevinç uzun sürmedi; MEB, genel seçimlerin ardından başlayan 2023-2024 eğitim-öğretim yılında "tasarruf tedbirleri ve lojistik zorlukları" bahane ederek bu uygulamayı sessiz sedasız kaldırdı. Veli ve kadın derneklerinin bu karara karşı açtığı iptal davaları şu an Danıştay nezdinde devam ediyor.
Okullarda çocuklara ücretsiz gıda ve su sağlanması lüks değil; bir halk sağlığı ve sosyal adalet meselesidir. Araştırmalar, okulda verilen tek bir sıcak öğünün çocukların anlama kapasitesini %20'ye kadar artırdığını ve okula devamlılığı sağlayan en büyük teşvik olduğunu gösteriyor. Bu nedenle karar alıcıların önüne, "lojistik sıkıntı" veya "bütçe yetersizliği" gibi bahaneleri ortadan kaldıracak, matematiği yapılmış sürdürülebilir bir model koymak şarttır. Bu model en basit anlatımıyla:
Her gün milyonlarca pet şişe dağıtmak lojistik bir yük ve çevre felaketidir. Bunun yerine, devlet okullarının koridorlarına endüstriyel su arıtma sebilleri kurulmalı; her öğrenciye dönem başında paslanmaz çelik/sağlıklı matara hediye edilmelidir.
Yemeklerin dışarıdan satın alınması yerine, MEB’e bağlı Meslek Liselerinin Yiyecek İçecek Hizmetleri bölümlerinin kapasitesi artırılmalıdır. Tarım kooperatiflerinden aracısız gıda alımıyla birleşen bu model, maliyetleri yarı yarıya düşürecektir.
MEB ile yerel belediyeler ortak bütçe havuzları oluşturabilmelidir. Ayrıca okullara gıda veya arıtma cihazı bağışlayan şirketlere vergiden düşme hakkı tanınmalıdır.
Projenin Türkiye genelindeki maliyet matematiği, iddiaların aksine devlet bütçesini sarsacak düzeyde değildir. Özel okullar hariç devlet okullarında eğitim gören yaklaşık 15.3 milyon öğrenci ve 180 iş günü üzerinden yapılan 2026 yılı hesaplaması şöyledir:
15 milyon matara (adet 75 TL'den 1.15 milyar TL) ve 60 bin okula arıtma sebil kurulumu/bakımı (600 milyon TL) ile ilk yıl toplam 1.75 milyar TL. (İkinci yıl matara maliyeti çok daha az olacaktır.
Kâr amacı gütmeyen merkezi mutfak modeliyle tek bir öğünün hammadde ve işçilik maliyeti 35 TL'ye çekilebilir. Bu da günlük 535.5 milyon TL, yıllık ise 96.4 milyar TL demektir.
Bu rakam ilk bakışta büyük görünse de, Türkiye Cumhuriyeti'nin toplam merkezi yönetim bütçesinin %1'inden bile daha azına denk gelmektedir.
Bu projenin önündeki en büyük engel bütçe veya lojistik değil; içinde şeffaflık barındıran ve doğrudan yandaşlara rant sağlamayan her projeye "bu iş yürümez" diyen siyasi takozlardır.
Çözüm; her ilçede yoksul ve dezavantajlı bölgelerden seçilecek pilot okullarla işe başlamaktır. 6 ayın sonunda çocukların boy/kilo endeksindeki iyileşme, devamsızlıktaki düşüş ve ders başarısındaki artış raporlanarak kamuoyuna sunulmalıdır. Engellemelere karşı sendikalar, veliler ve halk bu projeyi sonuna kadar sahiplenmelidir. Okulda bir öğün sıcak yemek bir gider kalemi değil, bu ülkenin geleceğine yapılabilecek en net, en ahlaki yatırımdır.
Ağaçtan dolayı ormanı göremeyen bazı aklı evveller “ mataralarını karıştıran çocukların birbirlerine hastalık bulaştıracağı” konusundaki saçma bir tartışmaya başlaya dursun gelin siz bir yurttaş olarak çocuğuma “ temiz içilebilir su ve bir öğün sıcak yemek istiyorum” demekle bu kampanyada yerinizi alın. Benim istememle mi olacak diyeceğinize , yeterince istemediğinizden bu durumda olduğunuzu da kabul edin.

























